Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın neden askeri güç kullanmak zorunda kaldığına dair, İran'ın ABD güçleri ve müttefikleri için Ortadoğu genelinde oluşturduğu acil tehdit hakkında çelişkili açıklamalar yapmaya devam etti. Bu sırada, ortak ABD-İsrail operasyonu altıncı gününe girdi.

Ancak, Donald Trump yönetiminin tutarsız iletişimi, İran'a yönelik saldırıyı Amerikan kamuoyuna haklı gösterme çabasını zorlaştırdığı belirtildi. Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların çoğunluğunun ülkenin İran ile neden savaşta olduğunu hâlâ anlamadığını veya Beyaz Saray'ın açıklamalarını kabul etmediğini ortaya koydu. ABD Başkanı Trump, Salı günü konuyla ilgili en uzun açıklamalarını gerçekleştirdi. Almanya Şansölyesi ile yapılan ikili görüşmede, kanıt sunmadan, İran güçlerinin ABD veya İsrail'in herhangi bir saldırı başlatmasından önce bile Amerikan birliklerine yönelik bir saldırı hazırlığında olduğunu iddia etti. Trump, "O çılgınlarla görüşmeler yapıyorduk ve benim fikrim, onların ilk saldıracakları yönündeydi. Biz tepki vermeseydik bize saldırırlardı. İlk saldırıyı yapmaya hazırdılar, bundan emindim" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, sadece bir gün önce ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio'nun söyledikleriyle doğrudan çelişmekteydi. Rubio, Pazartesi günü Kongre liderlerine yönelik brifing öncesinde gazetecilerle yaptığı görüşmede, İsrail'in ani askeri eyleminin, ABD'yi Amerikan güçlerine yönelik misillemeleri önlemek amacıyla harekete geçmeye zorladığını belirtti. Rubio, "İsrail'in eylem başlatacağını biliyorduk. Bunun Amerikan güçlerine yönelik saldırıları tetikleyeceğini ve eğer onlar saldırılarını başlatmadan önce önleyici bir eylemde bulunmazsak daha büyük kayıplara uğrayacağımızı biliyorduk" şeklinde kaydetti.

Donald Trump yönetiminin, İran'a yönelik bu kadar büyük bir askeri operasyonu başlatma nedenlerine ilişkin açıklamalarının Cumartesi sabahı ilk saldırılardan bu yana hızla değiştiği aktarıldı. Gerekçeler arasında İran'ın yenilenen nükleer programını durdurma ihtiyacı, İran'ın balistik füze biriktirmesine ilişkin uzun süreli hayal kırıklıkları ve Tahran'ın bu konuda müzakere etmeyi reddetmesi yer aldı. Ancak, Dışişleri Bakanı Marko Rubio'nun, Trump'ın kararından önce İsrail'in kendi askeri eylemini planladığı yönündeki iddiası, ertesi gün bizzat Başkan tarafından yalanlandı. Trump, Salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, "Görüşmelerin gidişatına bakılırsa, onların ilk saldıracağını düşündüm. Bunun olmasını istemedim. Belki de ben İsrail'in kararını hızlandırdım. Ancak İsrail hazırdı, biz de hazırdık" ifadelerini kullandı. Bu arada, takip eden günlerde İran'dan çok sayıda misilleme geldi. Altı ABD askerinin öldüğü doğrulandı ve çatışma bölge geneline yayıldı. Katar, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta Kıbrıs dahil olmak üzere Basra Körfezi'ndeki birçok ülke İran'ın saldırılarının hedefi haline geldi. Amerikan, İsrail ve NATO hedefleri ise dronlar ve füzelerle vuruldu. Tahran'da ve İsrail'in Hizbullah'a misilleme saldırıları düzenlediği Lübnan'da patlamalar yaşandı. Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki ABD Konsolosluğu da İran dronları tarafından saldırıya uğradı. İran aynı zamanda İsrail'e onlarca balistik füze fırlattı, bunların çoğu engellendi. Associated Press ajansının bildirdiğine göre, çatışmaların başlamasından bu yana İsrail'de 11 kişi hayatını kaybetti.

Çatışmaların başlamasından dört gün sonra, Beyaz Saray savaşın nasıl sona erebileceğine dair hâlâ sınırlı bir tablo sunmaktaydı. Bu durum, Trump yönetiminin daha önce Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu yakalama operasyonu sonrası planlara ilişkin belirsiz açıklamalarına benziyordu. Trump, Truth Social platformundan İran ile müzakerelere hazır olmadığını duyurdu. Salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada ise ABD saldırılarının en olası lider adaylarını öldürmesinin ardından İran'da kimin iktidara gelebileceği konusunda hiçbir fikri olmadığını belirtti. "İran'ı yöneteceğini düşündüğümüz çoğu kişi öldü. Yakında kimseyi tanımayacağız" ifadelerini kullandı. Trump, İran'ın gelecekteki liderliği konusunda belirsizliği açıkça kabul ederek, "en kötü senaryonun" her şeyden sonra iktidarı "önceki kadar kötü" birinin devralması olacağını kaydetti. Kararının beş yıl içinde bir hata olduğunun ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğunu da sözlerine ekledi. "Bu olabilir. Umarım olmaz" şeklinde konuştu. ABD Savunma Bakanı Pit Hegset, Pazartesi günü Pentagon'da aylardır yapılan ilk sabah basın toplantısında olası sonuçlar hakkında konuşurken çok daha iyiser bir tablo çizdi. Hegset, "Bu sözde bir rejim değişikliği savaşı değil, ancak rejim kesinlikle değişti ve dünya bu yüzden daha iyi bir yer oldu" şeklinde konuştu. Trump yönetimi üyelerinin açıklamalarında ortak bir nokta varsa, bu da İran'ın balistik füze programının ciddi bir tehdit oluşturduğu ve yakında "geri dönülmez bir noktaya" ulaşarak yok edilmesinin neredeyse imkansız hale geleceği iddialarıdır. Ancak, bu açıklama, Trump'ın aylardır körüklediği savaş retoriği ve Beyaz Saray yetkililerinin İran'ın acil bir nükleer tehdit oluşturduğu yönündeki ilk iddiaları tarafından gölgede kaldı; oysa 2025 yılında bile İran'ın nükleer programının zaten yok edildiğini ve yıllar öncesine döndürüldüğünü iddia etmişlerdi.

Kamuoyu araştırmaları, Trump'ın İran'daki protestoların acımasızca bastırılması nedeniyle Ocak ayında yaptığı tehditlerin ardından, saldırılar başlamadan çok önce Amerikalıların İran ile savaşa girmeye büyük ölçüde karşı olduğunu gösterdi. Güvenlik güçleri ve milislerin ulusal para biriminin değer kaybetmesinin neden olduğu gösterileri bastırması sonucu binlerce kişinin hayatını kaybettiği protestolar yaşanmıştı. En son araştırmalar, Amerikan kamuoyunun yönetimin açıklamalarına şüpheyle yaklaştığını ortaya koydu. Hafta sonu yapılan Reuters/Ipsos anketine göre, Amerikalıların yalnızca yüzde 25'i ABD hava saldırılarını desteklerken, yüzde 43'ü karşı çıktı. Aynı ankette, neredeyse her dört Cumhuriyetçiden biri, Trump'ın askeri güç kullanma ve Amerikan askerlerini yurt dışına gönderme kararını çok hızlı aldığını düşündüğünü belirtti. Belirsizliği artıran bir diğer faktör ise Beyaz Saray ve yönetim planlarına aşina bazı Kongre üyelerinin, Amerikan kara kuvvetlerinin İran'a gönderilmesi olasılığını tamamen dışlamamış olmasıdır. Yalnızca "büyük" bir kara operasyonunun konuşlandırılmayacağını belirtmişlerdir. Trump, bu hafta New York Post'a verdiği demeçte bu olasılığı da dışlamadığını kaydetti. Trump, "Sahaya asker göndermekte bir sorunum yok. Her başkan 'sahada bot olmayacak' der. Ben öyle söylemiyorum. Ben 'muhtemelen ihtiyaç duyulmayacak' veya 'ihtiyaç duyulursa' diyorum" ifadelerini aktardı. Pazartesi günü CNN tarafından yayınlanan bir anket, her on katılımcıdan altısının Başkan'ın durumu çözmek için net bir plana sahip olmadığını düşündüğünü gösterirken, yüzde 62'si Trump'ın yeni saldırılar öncesinde Kongre'den onay alması gerektiğini belirtti. Ara dönem seçimleri yaklaşırken, Beyaz Saray'ın mesajları uyumlu hale getirme ve çatışmadan bir çıkış yolu bulma yeteneği, Trump'ı sadece bağımsız seçmenlerden değil, kendi tabanının bir kısmından da uzaklaştırabilecek ciddi bir siyasi bölünmeyi önlemek için hayati önem taşıyabilir.