Amerikan İltica ve Gümrük Hizmeti (ICE), 37 yaşındaki Rene Nikol Gud’un Minneapolis’teki cinayeti sonrasında tekrar gündeme geldi. Bu olay, ICE’ın göçmenlik yasalarını uygulama biçimine karşı protestolara ve sert eleştirilere yol açtı. Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte, ICE faaliyetlerini önemli ölçüde artırdı ve ülke genelinde binlerce kişi, sıklıkla kamusal alanlarda, gözaltına alındı.

ICE, Trump’ın kitlesel deportasyon politikasının kilit bir aracı olarak öne çıkıyor. Bu politikanın amacı, Trump’ın seçim kampanyasında dile getirdiği en önemli taahhütlerden biriydi. Ajans, yasal statüsü olmayan kişileri araştırmak, gözaltına almak ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sınır dışı etmekle sorumlu.

2002 yılında, 11 Eylül terör saldırlarının ardından, İç Güvenlik Yasası kapsamında kurulan ICE, İç Güvenlik Bakanlığı’na (DHS) bağlı ana hizmetlerden biri haline geldi.

ICE, misyonunu kamusal ve ulusal güvenliğin bir bileşimi olarak görmekte, ancak yetkileri yerel polis memurlarının yetkilerinden farklılık göstermektedir. Ajans, Amerika Birleşik Devletleri’nde yasadışı olarak bulunduğuna dair şüphe duyulan kişileri durdurup, gözaltına alabilmektedir.

Yetkileri kapsamında, ICE’ın Amerika vatandaşlarını gözaltına alma yetkisi bulunmamakta; yalnızca özel durumlarda, bir kişinin tutuklama sürecini engellemesi veya bir ajana saldırması durumunda bu yetki kullanılabilir. Ancak ProPublica’nın verilerine göre, Trump yönetiminin ilk aylarında, federal ajanların yanlışlıkla 170’den fazla Amerika vatandaşını gözaltına aldığı kaydedildi.

ICE’ın güç kullanma yetkisi, ABD Anayasası, federal yasalar ve DHS talimatlarına dayanmaktadır. Anayasal yorumlara göre, kolluk kuvvetlerinin ölümcül güç kullanma hakkı, yalnızca bir kişi kendisi veya başkası için ciddi ve acil bir tehdit oluşturduğunda veya şiddet içeren bir suç işlediğinde geçerlidir.

DHS’ın 2023 yılına ait kılavuzları, ölümcül gücün yalnızca "zorunlu" olduğunda ve kişinin ölüm veya ağır yaralanma tehdidi oluşturduğuna dair makul bir şüphe bulunduğunda kullanılabileceğini belirtmektedir. Ancak, ABD Yüksek Mahkemesi tarih boyunca polise ve federal ajanslara geniş bir takdir yetkisi tanımıştır, bu da kararların saniyeler içinde alındığı durumları dikkate almaktadır.

ICE, genelde Amerika Birleşik Devletleri içinde faaliyet gösterirken, yurtdışında da ajanları bulunmaktadır. Kurumun kardeş ajansı olan Sınır ve Gümrük Koruma (CBP), sınır güvenliği ile ilgili olarak resmi olarak görevlendirilmiş olsa da, bu görevlerin son yıllarda önemli ölçüde örtüşmesi söz konusudur.

Trump yönetimi, çeşitli federal ajanslardan görevlilerin göçmenlik operasyonlarına katılmaları amacıyla görevlendirilmelerini sağladı. Bu durum, sınır polislerinin, ICE ile birlikte, ülke içinde derinlemesine faaliyette bulunmasına neden oldu. Los Angeles, Chicago ve Minneapolis gibi şehirlere yüzlerce federal ajan gönderilmiştir; Minneapolis’e ise AP’ye göre 2.000’e kadar memur görevlendirilmiştir.

Trump’ın yeniden iktidara gelmesinden bu yana on binlerce insan deport edilmiştir. Yönetim, 2025 yılı içinde Ocak ve Aralık ayları arasında 600.000’den fazla kişinin sınır dışı edildiğini, yaklaşık 1,9 milyon kişinin ise "gönüllü" olarak ülkeyi terk ettiğini bildirmektedir.

ICE ile karşılaşmanın sonuçları değişiklik göstermektedir; bazı kişiler kısa süreli olarak gözaltına alınırken, diğerleri Amerika Birleşik Devletleri genelinde gözaltı merkezlerine nakledilmektedir. Statülerini düzeltemeyenler sonunda deport edilmektedir. 2025 yılı sonlarında ICE gözaltında yaklaşık 65.000 kişi bulunmaktadır. Avukatlar, ailelerin ve yasal temsilcilerin, gözaltına alınan kişilerin nerede olduğu hakkında günlerce bilgi edinemediğini belirtmektedir.

ICE, yerel topluluklarda artan bir karşıtlıkla karşı karşıyadır. Vatandaşlar sıklıkla gözaltıları kaydetmekte, ajanslar ve protestocular arasındaki bazı karşılaşmalar şiddetli hale gelmektedir. Medya kuruluşları ve aktivistler, göçmenlik hizmetlerini aşırı güç kullanımıyla suçlamakta; bu durum gazeteciler ve dini liderler dahil olmak üzere birçok insanı etkilemektedir.

Minneapolis’teki silahlı saldırı, yalnızca bir örnek değil; Los Angeles’ta sonbahar aylarında, ajanların araçları silah olarak kullanıldığı iddiasıyla sürücülere ateş açtığı benzer olaylar kaydedilmiştir. DHS, operasyonlar sırasında maske kullanımını, ajansın tacizlerden korunması gerekçesiyle savunmaktadır.

Kamuoyundaki görüşler ise bölünmüş durumdadır. Amerikan halkının biraz daha fazlası, belirli bir seviyede deportasyonun gerekli olduğunu düşünmekte; ancak aynı zamanda çoğunluk – yaklaşık yüzde 53 – Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını uygulamada fazla ileri gittiğine inanmaktadır. Sert bir politikaya destek bulunsa da, bu destek azınlıkta kalmaktadır ve ICE konusunda, modern Amerikalarda en tartışmalı siyasi konulardan biri olmuştur.