Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, son günlerde Grönland konusunu tekrar gündeme getirerek, Arktik'i yeni jeopolitik çatışma alanlarından biri haline getirdi. Yeni deniz yollarının açılması, büyük doğal kaynakların varlığı ve askeri öneminin artması, bu bölgenin önemini giderek artırıyor.

Trump, Grönland'ın Amerika için ulusal güvenlik açısından elzem olduğunu açık bir şekilde ifade etti. Sosyal medya üzerinden, "NATO'nun Amerika'nın adaya ulaşmasını sağlaması gerektiğini" belirterek, eğer bu gerçekleşmezse Grönland'ın Rusya veya Çin'in etkisi altına gireceği uyarısında bulundu. Bu çerçevede, Grönland'ın geleceği hakkında, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in Danimarka ve Grönland dışişleri bakanları ile birlikte, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile gerçekleştirdiği bir toplantı düzenleniyor.

Her ne kadar ABD, Grönland'ın kuzeybatısında bulunan Thule Üssü'nde 100'den fazla askeri personel bulundursa da, Trump mevcut anlaşmaların yeterli olmadığını düşünüyor. Çeşitli senaryoların değerlendirildiği toplantılarda, siyasi süreçten bağımsız bir referandum önerisi ve daha aşırı seçenekler arasında askeri müdahale de gündeme gelebiliyor.

Avrupa hükümetleri, Trump'ın açıklamalarını artık sadece söylem olarak görmüyor. Diplomatik çevrelerde Grönland'a yönelik çeşitli yanıtlar üzerine tartışmalar sürüyor; bu yanıtlar arasında uzlaşma, finansal destek, ekonomik önlemler ve askeri güç gönderilmesi gibi seçenekler yer alıyor.

Grönland, Arktik'teki tek çatışma noktası değil. Norveç'in özel uluslararası statüye sahip Svalbard takımadaları üzerindeki gerilimler de artıyor. Norveç, son yıllarda yabancıların haklarını kısıtlamakta, arazi satışlarını engellemekte ve yabancı araştırmacılar üzerindeki denetimi artırmaktadır.

Svalbard, stratejik olarak büyük öneme sahip; uydu takibi ve füze yollarının izlenmesi için kullanılıyor. Aynı zamanda çevresindeki denizlerde nadir metallerin bulunma olasılığı yüksek. Bu takımadaların kontrolü, Arktik'teki hâkimiyet mücadelesinde güçlü bir pozisyon sağlıyor.

Grönland ve Svalbard, büyük güçlerin çatışmasının merkezine evrilmekte olan Arktik'in geniş kapsamlı resminin yalnızca birer parçası. İklim değişikliği, buzulların erimesi ve doğal zenginliklere erişim, ABD, Rusya ve Çin arasındaki rekabeti körüklemekte.

1980 yılından bu yana Arktik buzu yaklaşık %75 oranında hacim kaybı yaşadı ve yaz mevsimindeki buzlu yüzeyde kayda değer bir azalma görüldü. Eğer bu trend devam ederse, Arktik, 2035 yılı itibarıyla yaz aylarında tamamen buzsuz kalabilir. Bu durum, Rusya kıyıları boyunca uzanan Kuzey Deniz Yolu'nun daha fazla ulaşılabilir olmasını sağlayacak ve Rotterdam ile Yokohama arasında bu rota üzerinden seyahat, Süveyş Kanalı'na göre %40 daha kısa olacaktır.

Ayrıca, Arktik, enerji kaynakları bakımından da son derece zengindir. ABD Jeoloji Enstitüsü'nün tahminlerine göre, bu bölge dünya üzerindeki keşfedilmemiş petrol rezervlerinin yaklaşık %13'ünü ve gaz rezervlerinin %30'unu barındırmaktadır. Bazı kaynaklar ise buradaki petrol rezervlerinin 160 milyar varile kadar çıkabileceğini öne sürmektedir.

Küçük bir arktik ağırlığına sahip olmasına rağmen, 2018'de "Arktik'e yakın bir devlet" olduğunu ilan eden Çin, bilimsel keşifler, altyapı yatırımları ve kaynakların işlenmesi projeleri aracılığıyla etkisini artırmaya çalışıyor. "Kutup İpeği Yolu" fikri de bu çabaların bir parçası.

Uzmanlar, Çin'in Arktik'teki etkisinin halen sınırlı olduğunu ve Pekin'in sıkça vurgulanan tehdit boyutunda bir tehlike oluşturmadığını ifade ediyor. Onların değerlendirmelerine göre, Çin'in daha büyük bir etki sağlaması için Rusya ile işbirliği yapması gerekmektedir.

Çin'in aksine, Rusya zaten Arktik bölgesinde hâkim bir güç konumundadır. ABD'nin burada önemli bir varlığı olsa da, Rusya'nın lojistik ve sürekli altyapısı ile yarışabilecek durumda değildir. Moskova, bu bölgede askeri varlığını hızla artırmakta, arktik üslerini modernize etmekte ve nükleer buzbreaker filosunu geliştirmekte, ayrıca Kuzey Deniz Yolu'nu kendine ait bir koridor olarak daha görünür hale getirmektedir.

Arktik Okyanusu kıyılarının yarısından fazlası Rusya'ya ait olup, bölgede yaklaşık iki milyon Rus vatandaşı yaşamaktadır. Rusya'nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın (GSYİH) beşte biri bu bölgede üretilmektedir. Tüm bu durum, Moskova'ya önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Eski NATO ABD Büyükelçisi Nick Burns, Grönland'ın Rusya ve Çin'in büyük arktik hedefleri bulunduğu bir dünyada stratejik açıdan önemli olduğunu vurguladı. Ancak, hem o hem de diğer uzmanlar, Grönland üzerindeki tam kontrolün ABD'nin güvenlik hedeflerini gerçekleştirmesi için gerekmeyeceğini belirtti.

1951 tarihli ABD-Danimarka savunma anlaşması, Amerikalılara Grönland'da askeri üsler inşa etme ve yönetme hakkı tanıyarak daha radikal önlemlere ihtiyaç duyulmasını önemli ölçüde azaltmaktadır.

Askeri kontrol ve deniz yollarının yanı sıra, Arktik aynı zamanda enerji kaynakları bakımından da kritik öneme sahiptir; petrol, gaz, uranyum ve modern teknoloji ile askeri endüstri için hayati öneme sahip nadir toprak elementleri açısından son derece zengindir. Grönland, bu minerallerin rezervleri açısından önde gelen ülkeler arasında yer almakta olup, güçsüz altyapı ve sert iklim koşulları nedeniyle henüz bu kaynakların işlenmesine başlanmamıştır.

Trump, kaynakların ana motivasyon olmadığını ve Grönland'ın yalnızca güvenlik amaçlı gerekli olduğunu açıkça ifade etse de, diğer ABD yetkilileri Washington'un ilgisinin "kritik mineraller" nedeniyle olduğunu kabul etmektedir.

Buzların erimesiyle birlikte Arktik, artık bir kenar alan değil, askeri çıkarların, gözetim ve stratejik yolların kontrolünün kesiştiği bir alan haline geliyor. Bir zamanlar "gerginlikten uzak bir uzak kuzey" fikri giderek geçmişte kalıyor. Günümüzde Arktik, büyük güçlerin küresel rekabetinde yeni bir anahtar alan olarak şekilleniyor.