Avrupa'da uzun yaşam süresi ve düşük doğum oranı, yıllardır çalışanlar ile emekliler arasında bir dengesizlik yaratmaktadır. Bu demografik ve sosyoekonomik değişimlere karşı emeklilik sistemlerinin nasıl daha dirençli hale getirilebileceği sorusu üzerine üç yıllık bir araştırma olan AB projesi "FutuRes" tamamlandı. Proje, gelecekteki olası dört temel emeklilik reformuna dair önemli bilgiler sunduğu belirtildi. İtalyan "Bocconi" Üniversitesi liderliğinde, İtalya, Avusturya, İngiltere, Almanya, Polonya, Finlandiya ve Belçika'dan araştırmacılar, "FutuRes - Avrupa için Daha Dirençli Bir Geleceğe Doğru" AB projesi kapsamında son üç yıldır bu konuyu incelediği kaydedildi. Demografik değişimlerin nispeten öngörülebilir olduğu ve 1980'lerden bu yana düşük doğum oranının uzun yaşam süresiyle birleştiğinde emekli ve çalışan sayıları arasında bir dengesizliğe yol açacağının tahmin edildiği vurgulandı. Bu gelişim, çalışanların katkılarıyla emeklileri finanse ettiği emeklilik sistemleri üzerinde giderek artan bir yük oluşturduğu belirtildi. Araştırmacılar, devlet emeklilik reformlarını, kuşaklar arası ve kuşak içi dinamikleri dikkate alan matematiksel bir üst üste binen kuşaklar modeli kullanarak analiz ettiği bildirildi. Örneğin, Avusturya'da çalışanların emeklileri finanse ettiği kuşaklar arası dayanışma sisteminin kullanıldığı belirtildi; 1960'larda dört çalışana bir emekli düşerken, bugün bu oranın yaklaşık 3:1 olduğu ve 2050 yılına kadar 2:1'e düşmesinin beklendiği aktarıldı. Böyle bir sistemin uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve emeklilik maliyetlerinin artacağı vurgulandı. Araştırmacılar, sürdürülebilirlik odaklı ve farklı sosyal gruplar üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurarak dört olası reformu modelleştirdiği açıklandı: aşamalı emeklilik sistemi, asgari emekli maaşında değişiklikler, emeklilik yaş sınırının yükseltilmesi ve katkı paylarının sınırlandırılması. Özellikle tek bir ideal çözüm bulunmadığı belirtildi. Uzun vadede emeklilik sisteminin, devlet sisteminin yanı sıra özel tasarruflar ve işverenlerin özel emeklilik fonlarına yaptığı ödemeler gibi çoklu ayaklara dayanması gerektiği vurgulandı. Asgari emekli maaşlarının artırılmasının sosyal açıdan dezavantajlı kişilere yardımcı olduğu ancak sistem maliyetlerini artırdığı kaydedildi. Aksine, aşamalı bir sistemin sürdürülebilirliği iyileştirdiği ve eşitsizlikleri azalttığı belirtildi; düşük gelirli olanlar nispeten daha yüksek, yüksek gelirli olanlar ise daha düşük emekli maaşları aldığı aktarıldı. Örneğin, yüksek gelirli bir kişinin maaşının yaklaşık yüzde 72'sini emekli maaşı olarak alırken, düşük gelirli bir kişinin yaklaşık yüzde 86'sını alabileceği belirtildi. Bu önlemlerin sosyal eşitsizlikleri azalttığı ve özellikle yaşlı kadınların yoksulluğunu azaltmada etkili olduğu vurgulandı. Emeklilik yaş sınırının yükseltilmesi ve katkı paylarının sınırlandırılması sistem maliyetlerini azalttığı kaydedildi. Daha uzun çalışma süresi emekliliği ertelediği ve sürdürülebilirlik faktörünün uygulamaya konulmasının katkı paylarını belirli sınırlar içinde tutmak için emekli maaşlarını azalttığı belirtildi. Araştırma kapsamında her ülkenin belirli konularla ilgilendiği belirtildi; Almanya'da yaş ayrımcılığı, İngiltere'de göç ve dijitalleşmenin rolü, Polonya'da ise doğurganlık ve aile gelişimi ele alındığı aktarıldı. Ayrıca Avusturya Ulusal Bankası'nın desteğiyle, emeklilik sisteminin toplumdaki servet dağılımını nasıl etkilediğini, özellikle nüfusun bir kısmının gayrimenkul miras alırken diğer kısmının bunları edinme finansal olanağına sahip olmaması durumunu araştıran yeni bir projenin başlatıldığı bildirildi.