Basra Körfezi ülkeleri, içme suyu ihtiyacının büyük bir kısmını deniz suyunu arıtma tesislerinden karşıladığı için bölgedeki olası saldırılara karşı son derece savunmasız durumda bulunuyor. Son dönemde Bahreyn'de bir arıtma tesisinin hedef alındığı, İran'ın ise Amerika Birleşik Devletleri'ni kendi tesislerine saldırmakla suçladığı bildirilirken, uzmanlar bu tesislerin koordine bir şekilde hedef alınmasının "benzeri görülmemiş bir felakete" yol açabileceği uyarısını aktardı. Petrol ve gaz, Basra Körfezi'ni sadece birkaç on yıl içinde seyrek nüfuslu bir bölgeden pırıltılı ve hareketli metropollerle dolu zengin uluslar bölgesine dönüştürdü. Ancak bu hikayede önemli bir unsur genellikle göz ardı ediliyor: deniz suyunun arıtılması. Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere kurak Basra Körfezi devletleri, deniz suyunu içme suyuna dönüştürme süreci olan tuzdan arındırmaya neredeyse varoluşsal bir şekilde bağımlı. Bu bağımlılık oldukça büyük; Kuveyt ve Umman içme suyunun yaklaşık yüzde 90'ını, Bahreyn yüzde 85'ini, Suudi Arabistan ise yaklaşık yüzde 70'ini bu yöntemle elde ediyor. Abu Dabi, Dubai, Doha, Kuveyt ve Cidde gibi büyük şehirler, neredeyse tamamen arıtılmış suya bağımlı olarak yaşamlarını sürdürüyor. Bu teknoloji sayesinde, doğal olarak aşırı su sıkıntısı çeken bölge, bugün yemyeşil golf sahalarına, devasa su parklarına ve hatta kapalı kayak pistlerine sahip. Ancak CNN'in kaydettiğine göre, aynı teknoloji Basra Körfezi ülkelerini de korkunç derecede savunmasız kılıyor. Bahreyn yetkilileri Pazar günü, İran'a ait bir dronun tuzdan arındırma tesisine zarar verdiğini açıkladı, ancak su temininde bir aksaklık yaşanmadığını belirtti. Bu saldırı, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arağçi'nin, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın Keşm adasındaki bir tuzdan arındırma tesisini hedef aldığını ve 30 köyü vurduğunu iddia etmesinin ardından geldi; Arağçi bu durumu "tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi. Washington ise herhangi bir ilgiyi reddetti. Bu bariz misilleme mantığı, korkutucu bir olasılığı ortaya çıkarıyor: Basra Körfezi ülkelerinde yaklaşık 100 milyon insana içme suyu sağlayan yüzlerce tuzdan arındırma tesisi bulunuyor. Nehir ve yer altı sularına hâlâ bağımlı olan İran'ın aksine, Basra Körfezi devletlerinin neredeyse hiç doğal tatlı su kaynağı yok. Kuveyt, Umman ve Bahreyn gibi bazı ülkeler, içme sularının neredeyse tamamını denizden temin ediyor. Utah Üniversitesi Orta Doğu Merkezi Direktörü Michael Christopher Lou, bu altyapıya yönelik koordineli bir saldırının neredeyse "hayal bile edilemez bir tırmanış" olacağını belirtti. Ancak CNN'in aktardığına göre, uzmanlar savaş kurallarının değiştiği konusunda uyarıyor. Doha Yüksek Lisans Enstitüsü'nden Laurent Lambert, tuzdan arındırma tesislerine yapılan saldırıların bir tesadüf veya ikincil zarar değil de aslında askeri bir stratejinin başlangıcı olması durumunda, "hem yasa dışı —bir savaş suçu— hem de son derece endişe verici bir gelişme" olacağını vurguladı. Lambert, Basra Körfezi ülkelerinin sadece birkaç haftalık su tedarikine sahip olduğunu kaydetti. Lou, böyle bir hamlenin siyasi ve psikolojik sonuçlarının hayal etmesi zor boyutlarda olacağını ve bunun "nükleer silahlara uzanmak gibi" bir etki yaratacağını açıkladı.