Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, son aylarda 120'den fazla siyasi tutukluyu serbest bıraktı ve son bir yılda bu sayının 250'yi aştığı kaydedildi. Ancak bu durum, Minsk'te demokratikleşme olarak değil, ülkenin uluslararası konumunu iyileştirmeye yönelik dikkatlice planlanmış bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Minsk yönetiminin tutumundaki değişimin, Donald Trump'ın ABD'de başkan olmasının ardından doğrudan etkili olduğu bildirildi. 2020 yılından bu yana Batı’nın ağır yaptırımlarına maruz kalan Belarus, bu süreçte geniş çaplı protestolar ve sonrasında yaşanan siyasi baskılarla zor günler geçirmişti. Ekonomik olarak en büyük darbe ise potasyum ihracatına uygulanan yaptırımlar oldu. Minsk'in daha da güçlü bir şekilde Rusya'ya bağlanmasına neden olan bu gelişmeler, Belarus'un adeta Rus ordusunun askeri üssü haline gelmesine yol açtı. Ukrayna'ya yapılan invasiyon da Minsk’i daha da izole etmiş, Avrupa Birliği bölgeyi bir suç ortağı olarak tanımlayarak ilişkileri neredeyse tamamen kesmişti.

Lukaşenko, değişen küresel siyasette Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünü kullanarak Washington ile ilişkileri düzeltmeyi amaçlıyor. Trump'ın iktidara gelmesiyle birlikte Minsk, siyasi tutukluların serbest bırakılmasını hızlandırırken, ABD de Belarus için bir özel temsilci atadı.

Yaptırımların kaldırılmasına yönelik umutlarla birlikte başlayan tutuklu serbest bırakma süreci, dikkatle kontrol edilen bir süreç oldu; serbest kalan muhalifler genellikle Litvanya, Polonya veya Ukrayna gibi komşu ülkelere yönlendirildiler. Resmi olarak affedilen bu tutukluların aslında deportasyona tabi tutuldukları uluslararası gözlemciler tarafından vurgulandı. Birçok tutuklunun, keza bazı medya raporlarına göre, "pişmanlık" içeren dilekçeler yazmaları gerektiği ifade edildi; bu sırada iç politikadaki baskılar ise kırılmadı.

Avrupa Birliği, tutukluların serbest bırakılmasını olumlu karşılasa da yaptırımları hafifletmedi. Belarus’un komşularıyla yaşadığı gıda ticaretindeki zorluklar, özellikle deniz erişimi olmaması nedeniyle daha da belirgin hale geldi. ABD bir kısım yaptırımı hafifletti; ancak Minsk, Litvanya ve Polonya limanlarını kullanamadığından potasyumunu Rusya'nın Baltık limanları üzerinden ihraç etmek zorunda kalıyor.

Belarus'un, ABD aracılığıyla Ukrayna üzerinden Odesa limanında bir ihracat yolu oluşturmaya çalışabileceği yönündeki spekülasyonlar ise mevcut savaş durumu nedeniyle pek gerçekçi görünmüyor.

Minsk'i daha da endişelendiren bir başka gelişme ise Venezuela'da yaşananlarla birlikte Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanması oldu. Lukaşenko, bu duruma kayıtsız kalmayarak dikkatli bir dil kullanarak ABD ile doğrudan bir çatışma içerisine girmedi. Ancak, bu olayın kendisi için bir uyarı niteliğinde olduğunu da belirtiyor.

Belarus ve Venezuela rejimleri, Washington nezdinde benzer özelliklere sahip görülüyor: Rusya’ya bağımlılık, tartışmalı seçimler ve muhalefete yönelik baskılar. Lukaşenko, muhtemel bir müdahalenin ABD için yeni bir "Vietnam" olabileceği konusunda uyarıda bulunarak, Maduro'nun yakın çevresinde yaşanan "ihanetlere" dikkat çekti; bu da Belarus'taki iç dinamiklere yönelik bir korkunun yansıması olarak değerlendiriliyor.

Resmi Minsk, "Venezuela senaryosu"nun Belarus için mümkün olmadığını, öncelikle Rus askeri koruması nedeniyle ve Trump’ın dış politika doktrininin şu anda batı yarımküresine odaklandığı için böyle bir müdahalenin ihtimalinin düşük olduğunu açıkladı. Ancak, Belarus topraklarında Rus askerleri ve taktik nükleer silahların varlığı, doğrudan bir müdahaleyi olasılık dışı kılıyor.

Bazı muhalefet grupları ise, dış baskı, yaptırımlar ve muhalefete destekle birlikte olası iç çatlakların oluşturacağı "İran senaryosu"nun daha realistik olduğunu savunuyor. Ancak böyle bir seçenek, Rusya'nın Belarus üzerindeki tam kontrolüne sahip olmadığını gösteren bir değerlendirmenin sonucunda gündeme gelebilir ki, şu an için bu durum pek gerçekçi görünmüyor.

Sonuç olarak, otoriter müttefiklerle güçlenen bağlar ve artan batılı baskılar, hem Minsk hem de Moskova için huzursuzluk yaratıyor. Dolayısıyla Lukaşenko'nun kaygıları yersiz değil; ABD'nin politikası, Belarus ve Rusya'nın manevra alanını daraltırken, Ukrayna'daki savaşın sona ermesi için bir çıkış yolu arayışı devam ediyor.