Her gün savaşlar, enerji sorunları, iklim ve ekonomik türbülans gibi yeni krizlerle uyanan dünyada, kadın liderler küresel siyasette giderek daha fazla öne çıkmaktadır. Başbakanlar ve devlet başkanları, ülkelerini zorlu zamanlardan geçirmenin yanı sıra, devlet yönetiminde kimin olması gerektiği stereotiplerinin sınırlarını da aşmaktadır. Pew Araştırma Merkezi'nin (Pew Research Center) analizine göre, şu anda Birleşmiş Milletler'e (BM) üye 193 ülkeden 13'ünde kadınlar hükümetin başında bulunmaktadır. Bu durum toplam ülke sayısına kıyasla düşük olsa da, dünya genelinde en yüksek yönetim pozisyonlarında kadınların varlığında kademeli bir artışı gösterdiği belirtilmiştir. BM'ye üye toplam 193 ülkenin 63'ünde, 1960 yılında ilk kadın başbakan olan Sri Lanka'dan (o zamanki Seylan) Sirimavo Bandaranaike ile başlayarak, daha önce bir kadın hükümet başkanı olarak görev yapmış olduğu kaydedilmiştir. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, sosyal politika ve Avrupa'nın güvenlik gündemine odaklanırken, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni milliyetçi egemenlik ve göç politikalarında belirleyici bir rol üstlendiği aktarılmıştır. Meksika'da Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum sosyal adalet ve iklim meselelerini vurguladığı, Moldova'da ise Devlet Başkanı Maia Sandu'nun Avrupa yanlısı duruşuyla yolsuzlukla mücadeleye öncülük ettiği vurgulanmıştır. Japonya'nın ilk kadın Başbakanı Sanae Takaichi ile Namibya Devlet Başkanı Netumbo Nandi-Ndaitva'nın liderlikleri de kadınların küresel siyasetteki etkisini güçlendirdiği belirtilmiştir.