Psihodeliğin 1969 tarihli filmi "Goli U Sedlu", günümüzde hala 1960'ların sonu ve 1970'lerin başındaki karşıkültür hareketinin sembollerinden biri olarak kabul ediliyor.
Film senaryosu Peter Fonda, Dennis Hopper ve Terry Southern tarafından yazılmış, Fonda, Hopper ve Jack Nicholson başrolleri paylaşmış. Hopper aynı zamanda filmin yönetmenliğini de üstlenmiştir.
"Goli U Sedlu", Meksika'dan kokain kaçakçılığı ve satış yaparak Los Angeles'tan Amerikan güneyine doğru yola çıkan iki motosikletçiyi takip ediyor. Seyahat sırasında, Kaliforniya'daki hippi topluluklarından New Orleans'taki Mardi Gras'a kadar o dönemdeki Amerikan karşıkültürünün farklı katmanlarını geçerler. Karakterleri Wyatt ve Billy sürekli olarak çeşitli psikoaktif maddeler altında etkilenir.
Ancak filmdeki uyuşturucu kullanımı sadece senaryonun bir parçası değildi. Fotoğraf yönetmeni László Kovács, "Sette çok fazla uyuşturucu vardı. Bu hiç bir sır değil." diye açıklamıştı.
Bu sözleri daha sonra Peter Fonda da doğruladı: "Filmin çekiminde herkesin kendi favori uyuşturucu maddesi vardı."
Gerçeklik ve kurgu arasındaki bu bulanık sınır, filmin önemli özelliklerinden biri haline geldi. O dönemdeki birçok Hollywood yapımı gibi sadece karşıkültürü tasvir eden bir film değildi; Hopper'ın filmi gerçekten yaşayarak onu yansıtıyordu. Oyuncular ve ekip üyeleri genellikle canlandırdıkları karakterlerin aynı yaşam tarzını sürdürdüler, bu da filme o dönemin gerçekliğini ve öngörülemezliğini veren bir özgünlük kazandırdı.
Fonda daha sonra kendisinin ve Hopper'ın en sevdiği içeceklerin alkol ve arada sırada marihuana olduğunu açıkladı. Ancak, marihuanadan paranoid hale geldiğini ve bu yüzden en iyi şekilde oynayamayacağını itiraf etti.
Jack Nicholson için durum farklıydı.
Filmde karakteri George, Wyatt ve Billy'nin ısrarıyla ilk kez marihuananı denedi. Metodik oyunculuk yöntemini sıkça kullanan Nicholson, karakterinin durumunu mümkün olduğunca gerçekçi bir şekilde yansıtmak istedi. Bu nedenle, fırsat buldukça gerçek bir džoint içti.
Kamp ateşi çevresindeki sahne günümüzde filmin en önemli sahnelerinden biri olarak kabul ediliyor, çünkü George sadece uyuşturucu kullanmayan biri olarak gösteriliyor. Marihuana etkisini hissettikçe, belirsizliği ve sinirli mizahı yavaş yavaş yerini dürüst duygulara ve kırılganlığa bırakıyor. Bu yüzden sahne derin bir karakter çalışması olarak işliyor, sadece uyuşturucu kullanımını tasvir etmekle kalmıyor.
1970 yılında "Time" dergisine verdiği bir röportajda Nicholson, çekimler sırasında ne kadar marihuana içtiğini ortaya koydu: "Yaklaşık 155 džoint içtim. Çok etkileyici olmak ve aynı zamanda sahneyi samimi bir şekilde oynamak harika oldu."
Daha sonra Kovač da Nicholson'un çekimleri sırasında onu ne kadar etkilediğini anlatmıştı: "Džek, kamp ateşi sahnesini çekerken ne kadar kontrol sahibi olduğunu görmek inanılmazdı. Çok etkileyiciydi ama aynı zamanda parlak ve her repliği hatırlıyordu."
Bu sahne bugün Nicholson'un erken kariyerinin en önemli anlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu kaotik atmosferin ortasında bile, kamera karşısında gösterdiği karizma ve güven, yakında tanınan bir özellik haline gelecekti; neredeyse her sahnede kendini hissettiriyordu, rolü ne olursa olsun.