Uzun süre yüksek tansiyonun ana sorumlusu olarak tuz görülse de, giderek artan araştırmalar, özellikle işlenmiş gıdalar ve içeceklerdeki eklenmiş şekerlerin bu sessiz epidemide eşit derecede önemli bir rol oynadığını kaydetti. Şekerin etkisi yalnızca kalori veya obezite ile sınırlı kalmayıp, kan damarlarını, böbrekleri ve vücudun hormonal dengesini etkileyen karmaşık süreçleri de kapsadığı belirtildi. Eklenmiş şekerler, örneğin sofra şekeri veya yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi, yüksek tansiyona katkıda bulunabileceği ifade edildi. Araştırmalar, eklenmiş şekerlerin kan damarlarını etkileyebileceğini ve yüksek tansiyon riskini artıran durumların gelişimine katkıda bulunabileceğini belirtti. Henüz incelenmekte olsa da, bazı araştırmalar şekerin vücutta bir atık ürün olan ürik asit seviyelerini yükseltebileceğini vurguladı. Yüksek ürik asit seviyelerinin, böbreklerde kan damarlarının gevşemesine yardımcı olan nitrik oksit üretimini azaltabileceği kaydedildi. Yüksek ürik asit seviyeleri, böbreklerdeki kan damarlarının daralmasına neden olabileceği ve kan hacmi ile sodyum gibi elektrolit dengesinin düzenlenmesinde kritik bir rol oynayan renin-anjiyotensin-aldosteron sistemini (RAAS) aktive edebileceği açıklandı. Bu etkinin yüksek tansiyona yol açabileceği belirtildi. Şeker açısından zengin bir beslenmenin, vücudun insüline duyarlılığını azaltabileceği aktarıldı. Bu durum, vücudun hormona gerektiği gibi güçlü tepki vermediği ve kan şekeri seviyelerini kontrol etmek için ek insülin üretmesi gerektiği anlamına geldiği bildirildi. Hücreler insüline dirençli hale geldiğinde, yani insülin direnci adı verilen durumda, vücut kan glikozunu yani kan şekerini düzenlemek için daha fazla insülin üretmeye çalıştığı açıklandı. Ancak, fazla insülinin böbreklerin daha fazla sodyum ve su tutmasına neden olabileceği, bunun da kan hacminde artışa ve yüksek tansiyona yol açabileceği vurgulandı. İnsülin direncinin ayrıca iltihaplanmaya katkıda bulunduğu ve bunun da yüksek tansiyon riskini daha da artırabileceği belirtildi. Aşırı eklenmiş şeker alımının kilo alımına yol açabileceği ve obezite ile karın bölgesinde fazla yağlanma riskini artırabileceği ifade edildi. Karın yağı, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri seviyeleri ve anormal kolesterol seviyeleri gibi bir dizi sağlık sorununu içeren metabolik sendromun önemli bir faktörü olarak kaydettirildi. Bu durumların yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları riskini artırdığı bildirildi. Şeker alımıyla ilişkili yüksek ürik asit seviyelerinin de obezite ve yüksek tansiyonla bağlantılı olduğu aktarıldı. Bazı şekerler meyve ve süt gibi gıdalarda doğal olarak bulunsa da, eklenmiş şekerlerin daha sorunlu olabileceği belirtildi. Eklenmiş şekerler; işleme, pişirme veya tabağa ekleme sırasında kullanılan beyaz ve kahverengi şeker, bal, akçaağaç şurubu ve yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi tatlandırıcıları içerdiği açıklandı. Eklenmiş şekerlerin doğal şekerlere kıyasla yüksek tansiyon ve diğer kronik durumlarla daha güçlü bir bağlantıya sahip olduğu vurgulandı. Tuzun kan basıncının yükselmesinde önemli bir rol oynadığı ifade edildi. Eklenmiş tuz tüketildiğinde, vücudun doğru sıvı dengesini korumak için daha fazla su tuttuğu, bu ek sıvının kan hacmini artırdığı ve kan damarları üzerinde daha fazla baskı oluşturduğu bildirildi. Araştırmalar, tuz açısından zengin bir diyet tüketen kişilerin yüksek tansiyon riskinin daha yüksek olduğunu belirtti. Bazı araştırmaların, tuz ve şekerin birlikte hareket ettiğini, tuz açısından zengin bir diyetin vücutta fruktoz (bir şeker türü) üretimini teşvik ettiğini ve şekerin yüksek tansiyon üzerindeki etkilerini kötüleştirdiğini öne sürdüğü kaydedildi.