Gönüllülük kavramı duyulduğunda, genellikle lise veya üniversite öğrencilerinin iş deneyimi kazanmak amacıyla veya nadir acil durumlarda yardım eden kişilerin akla geldiği belirtildi. Uzmanlar, gönüllülüğün sadece gençlere özgü bir aktivite olmadığına ve çok geniş bir yelpazeyi kapsadığına vurgu yaptı. Gönüllünün ellili yaşlarında, çocuklarını büyütmüş ve şimdi sıcaklığını ve bilgisini başkalarıyla paylaşmak isteyen bir kadın olabileceği belirtildi. Ayrıca, yeni emekli olmuş ve en değerli yıllarının geride kaldığına inanmayı reddeden bir erkeğin veya yıllarca kendi hüznüyle mücadele ettikten sonra başkasına destek olmanın kendisine en çok yardımcı olduğunu fark eden bir kişinin de gönüllü olabileceği kaydedildi. Gönüllü olmak için "doğru" bir zamanın olmadığı, çünkü iyilik ihtiyacının yaş tanımadığı belirtildi. Gönüllülüğün en büyük güzelliklerinden birinin mükemmellik arayışı içinde olmaması olduğu vurgulandı. Özellikle cesur, eğitimli veya doğuştan yardımsever olmanın gerekmediği, bazen sadece orada olmanın ve birkaç saat ayırmanın yeterli geldiği açıklandı. Gönüllülerin, bir çocuğa hikaye okumak, yürümekte zorlanan bir kişiyle yürüyüş yapmak, bir ağaç dikmek veya bir etkinliğin organizasyonuna yardım etmek gibi çeşitli faaliyetler arasından seçim yapabileceği aktarıldı. Ne seçilirse seçilsin, iyi bir şeye katılmış olmanın bilincinin oluştuğu belirtilerek, gönüllülüğün büyük bir kahramanlık eylemi olması gerekmediği, sadece kendi hassas tarafını açıp başkalarının kaderinin insanı hâlâ etkilediğini kabul etmenin yeterli olduğu vurguladı. Gönüllülüğün topluma ilk bakışta göründüğünden çok daha fazlasını ifade ettiği kaydedildi. İnsanlar gönüllü olduğunda, toplumların daha sıcak, dirençli ve insancıl hale geldiği açıklandı. Başkasının hayatını kolaylaştırmak için zaman ayrılan yerlerde kayıtsızlığın azaldığı, güvenin arttığı belirtildi. Başkalarının sıkıntılarının daha kolay fark edildiği ve yardıma ihtiyaç duyanlara daha hızlı tepki verildiği vurgulandı. Belki de en önemlisi, zor durumda kalan hiç kimsenin yalnız kalmak zorunda olmadığı değerli hissinin yayıldığı aktarıldı. Bu bağlamda, gönüllülüğün dünyanın her sorununu çözmeyebileceği ancak başkalarının kaybolmasını kimsenin fark etmemesini engelleyen bir insan ağı oluşturduğu, bu nedenle küresel düzeyde gönüllülüğün toplulukların gelişimi, sosyal uyum ve krizlere karşı dayanıklılığın önemli bir parçası olarak görüldüğü belirtildi. Gönüllülüğün büyük bir kısmının sessizce, spot ışıklarından uzakta ve genellikle büyük sistemlerin dışında gerçekleştiği özellikle güçlü bir gerçek olarak belirtildi. En son küresel tahminlere göre, dünya genelinde her ay yaklaşık 2,1 milyar insanın gönüllü olduğu, bu katılımın büyük bir kısmının gayri resmi ve doğrudan – komşuya yardım, sorunlu bir aileye destek, ortak alanın bakımı veya bir etkinlikte zorlanan birine basit yardım şeklinde olduğu açıklandı. Bu durumun, gönüllülüğün "özel insanlar için özel bir faaliyet" değil, önemli anlarda birbirimize yönelme ihtiyacı olan derin bir insan ihtiyacı olduğu anlamına geldiği aktarıldı. Şu anda nereden başlayacağınızı bilemeyebileceğiniz, yeterli zaman, enerji veya deneyime sahip olmadığınızı düşünebileceğiniz kaydedildi. Ancak dünyanın genellikle bizden büyük mucizeler beklemediği, sadece biraz varlık, biraz dikkat ve biraz istek istediği belirtildi. Bu nedenle, bir kişinin fark yaratıp yaratamayacağını hiç merak ettiyseniz, cevabın basit olduğu vurgulandı: evet, yaratabilir. Gönüllülüğün maaş getirmeyebileceği ancak paranın satın alamayacağı bir şeyler getirdiği açıklandı. İhtiyaç duyulduğu, faydalı olunduğu, yakın ve insani hissedildiği duygusu sağladığı aktarıldı. Ömür boyu sürecek anılar, sıcaklık ve birine varlığını kolaylaştırdığına dair nadir, değerli bir bilgi getirdiği belirtildi. Bugün, birçok kişinin birbirinin yanından başı öne eğik geçerken, gönüllülük eyleminin sisteme karşı en önemli isyan eylemini temsil edebileceği vurgulandı: durmak, el uzatmak ve sözlerle değil, eylemlerle bir mesaj göndermek. Mesajın ise "Buradayım, yalnız değilsin" olduğu kaydedildi.