Oyuncu Giles Gird, Nova.rs'e yaptığı açıklamada, yönetmenler Zoran Lisinac ve Domagoj Mazuran'ın çekimler sırasında düşüncelerine ve fikirlerine açık olduğunu ve onlarla tekrar çalışabileceğini bildirdi. Son zamanlarda ABD prömiyerini yapan ve bugün itibarıyla ABD sinemalarında gösterime giren Hollywood-Sırbistan ortak yapımı “Fırtına Lordu” (Gospodar Oluje) adlı film, bilim kurgu türüne özgün bir bakış açısı getiriyor. Sırbistan sinemalarında 7 Nisan'da vizyona girecek olan film, Hırvat adaları ile Belgrad'daki Kalemeydan ve Taşmaydan'ın çekici mekanlarında çekildi ve yapımda önemli sayıda bölgesel sinemacı görev aldı. Filmin yönetmenliğini ve senaryosunu, rekor kıran yerli yapım “Toma”nın yardımcı yönetmeni ve senaristi Zoran Lisinac ile Domagoj Mazuran üstlenirken, oyuncular arasında Sergey Trifunovic, Goran Bogdan ve Ivana Dudić, Amerikalı oyuncu kadrosuyla birlikte yer alıyor. Büyük Tufan'dan üç asır sonra dünya, devasa ve sonsuz Fırtına tehdidine maruz kalan dağınık adalara ayrıldı. Adalıların güvenliğe dair tek umudu, sadece Fırtına Sürme olarak bilinen tehlikeli sınavlardan geçilerek ulaşılabilecek Argos adlı müstahkem şehir devletinde yatıyor. Ancak aralarında, gerçek kurtuluşun Argos'un içinde değil, Fırtına'nın ötesinde olduğuna inanan isyankar bir akım filizleniyor. İşte “Fırtına Lordu”nun konusu da bu; adadan gelen iki genç isyancının kaderlerine meydan okuyan cesur yolculuğunu konu alan ilk Hollywood-Sırbistan filmi. Sonsuz Fırtına'nın duvarını aşmaya kararlı olan ikili, yasak ve bilinmeyene adım atacak, dünyalarının kökenine dair gerçeği, Argos'un ölümsüz lordları, gizemli Kurucular tarafından yüzyıllardır özenle saklanan sırrı ortaya çıkaracak. “Fırtına Lordu”nun arkasında, daha önce John Travolta ve John Malkovich gibi yıldızlarla kayda değer Hollywood yapımlarında çalışmış başarılı iş insanı ve yapımcı Neb Čupin bulunuyor. Filmin yönetici yapımcılarından biri de Miroslav Mogorovic olup, yapım Sırbistan Cumhuriyeti Film Teşvik Programı desteğiyle gerçekleştirildi. “Fırtına Lordu”, bölgeyi dünya film sahnesinde eşit ve ilgili bir katılımcı olarak sunma hedefiyle yaratılan ilk otantik Hollywood-Sırbistan ortak yapımıdır. Aynı zamanda, “Fırtına Lordu” bu coğrafya için tarihi bir adımdır; zira bölgesel film tarihinde ABD'de 300'den fazla sinemada gösterilen ilk film olma özelliğini taşıyor. James Cosmo ve Caroline Goodall gibi tanınmış veteranların yanı sıra, “Fırtına Lordu”nda genç oyuncu Giles Gird, kötü karakter Tarus rolünde önemli bir rol üstleniyor. Prestijli Juilliard'dan mezun olan ve New York-Londra hattında yaşayan Amerikalı-İngiliz oyuncuyla Nova.rs için filmdeki rolü, çekimler ve kültürel coğrafyamızdan gelen meslektaşlarıyla ilişkisi hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik. Film büyük ölçüde Hırvat adalarındaki çarpıcı yerlerde ve Belgrad'da çekildi. Bu özgün film imgelem dünyasını ve filmin çekildiği mekanları nasıl deneyimlediniz? Oyuncu Gird, “Hırvatistan'da çekim yaptık ve burası kesinlikle nefes kesiciydi. COVID'in zirve dönemiydi, bu yüzden normalde turistlerle dolu olan Dubrovnik sokakları tamamen boştu. Tarus'un birçok sahnesi Eski Şehir'de, onu çevreleyen surlarda ve kıyıdaki bazı kalelerde geçiyordu ki bu kesinlikle büyüleyiciydi. Şehir tarihle doluydu ve bu kadar somut bir tarihe sahip bir yerde fantastik bir film çekmekten dolayı kendimi çok şanslı hissettim. Sanırım bu, hem oyuncu kadrosunu hem de kamera arkası ekibini gerçekliğe bağladı. Manzaradan bahsetmiyorum bile. Uçurumlar. Deniz. Uzak dağlar. Bir kalenin kenarında durup denizin kilometrelerce uzandığını görmek çok güçlü hissettirdi; umarım bu, işime bir gerçeklik duygusu kattı, çünkü kendimi etrafımdaki doğal dünyaya tamamen kaptırmış hissettim” açıklamasında bulundu. Rolünüzde sizi en çok ne etkiledi? Kahramanları mı yoksa kötüleri mi oynamayı tercih edersiniz ve “Fırtına Lordu”ndaki karakterinizi nasıl deneyimlediniz? Gird, “Tarus'un ilk gördüğüm görüntüleri, Dom'un (Domagoj Mazuran, senarist ve yönetmen yardımcısı) çekimlerden birkaç hafta önce bana gönderdiği karakter tasarımıydı. Uzun, soluk ve Bergman'ın ‘Yedinci Mühür’ündeki Ölüm karakterini anımsatan uğursuz, hayalet benzeri bir figür gördüm. Sadece tasarımdan bile onu oynamam gerektiğini biliyordum. Ancak korkmuştum çünkü bağ kurabileceğim bir şey bulmakta zorlanıyordum. Bu efendi kimdi? Onu nasıl ikna edici bir şekilde oynayabilirdim? Tüm bu karanlığın derinliklerinde hala bir kişi var mıydı? Ancak Dom bana onun köken hikayesini anlattığında her şey yerine oturdu. Tarus'un bir zamanlar parçası olan ve tüm karanlık yıllardan sonra bile içinde yaşayan insanlığı buldum. Elementlere karşı bir açlığı var. Gücünün fikrini kendi krallığının halkında ve kendisinde canlı tutmak için. Onun bu doğuştan gelen zayıflığını tehlikeli ve çok ilgi çekici buluyorum” ifadelerini kullandı. Sizin kişisel perspektifinizden, gerçekçi temellere dayanan filmlerde çalışmak ile “Fırtına Lordu” gibi kurgusal dünyalarda geçen filmlerde çalışmak arasındaki fark nedir? Bu tür filmler ne gibi özel oyunculuk zorlukları getiriyor? Gird, “Fark küçük. Benim işim aynı. Bu karakteri mümkün olduğunca gerçekçi ve derinlemesine canlandırmak ve hikayeyi anlatmak. ‘Fırtına Lordu’ndaki tüm karakterler gerçek duygular hissediyor; ortam fantastik olabilir ama duygular gerçek. En azından benim görüşüme göre öyle olmalı. Seyircinin Tarus'la bağ kurmasını istiyorum; aksi takdirde filmin fantezisine nasıl inanacaklar, eğer onu deneyimleyen karakterle bağ kuramazlarsa?” diye belirtti. Yönetmenler Zoran Lisinac ve Domagoj Mazuran ile nasıl bir iletişiminiz oldu ve karakter yorumunuza yaklaşımınızı nasıl geliştirdiniz? Gird, “Dom, Zoran ve ben projeye katılmadan önce uzun görüşmeler yaptık. Tarus'a sadece bir kötü adam olmaktan öte, bir insanlık katmaya çalıştım. Ayrıca oldukça kapsamlı olan makyajı da konuştuk; tüm yüzümü tamamen kaplayan bir taslak vardı ve ben buna karşı çıktım çünkü yüzü görünmezse, onunla seyirci arasında bir kopukluk olacağından endişe ettim. Neyse ki, onlar da kabul ettiler. Projeye geç katıldım, bu yüzden zaten oluşmuş bir ekibe dahil oldum. Dom ve Zoran inanılmaz derecede misafirperverdi ve düşüncelerime ve fikirlerime açıktılar. Onlar bunu biliyor ama onlarla her zaman tekrar çalışırdım” diye kaydetti. Oyuncu kadrosu, Amerikalı oyuncular ile Balkan bölgesinden gelenlerin bir karışımından oluşuyordu. Avrupalı meslektaşlarınızla işbirliğiniz nasıldı ve özellikle kimse üzerinizde güçlü bir izlenim bıraktı mı? Gird, “Ben Avrupa'danım. En azından yarı yarıya. Ama Avrupa'da büyüdüm, bu yüzden kendimi tamamen evimde hissettim. Harika bir İtalyan oyuncu olan Federico Passi ile birkaç sahnem oldu, ayrıca Sara-Sofia Busnina ile de bazı sahnelerim oldu; ikisiyle de çalışmak harikaydı. Kamera arkası ekibi harikaydı, özellikle Tarus'un makyajını yapan Ivana, açıkçası bu rolün sonunda nasıl olduğuna eşit derecede katkıda bulundu. Sabah üç ya da dört gibi buluşurduk; sadece ikimiz uyanık olurduk ve o kel kafa kılıfını, makyajı ve başlığı uygulardı, bu da sık sık neredeyse üç saat sürerdi. Tarus'un görünümünü şekillendirmeye yardımcı oldu ve onun inanılmaz çalışması, bir karakter olarak kendimi topraklanmış ve inandırıcı hissetmeme yardımcı oldu. Tarus'u gördüğümde, Ivana'nın inanılmaz çalışmasını görüyorum” aktarımında bulundu.