Financial Times yazarı Edvard Luce, yeni köşe yazısında ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan-İsrail'in İran'a yönelik saldırısını yakında sona erdireceğini belirtti. Luce, askeri operasyonların sonlanma anının, belirlenen hedeflerin yerine getirilmesinden ziyade, Trump'ın siyasi ve ekonomik baskıya dayanma yeteneğine bağlı olduğunu kaydetti. Yazara göre, İran'ın dayanıklılık eşiğinin Amerikan'ınkinden kesinlikle daha yüksek olduğu vurgulandı. Trump'ın çatışmadan çıkışı bir zafer olarak göstermeye çalışacağı, İran'ın ise bu anlatıya itiraz etmekte güçlü bir çıkarı olacağı aktarıldı. Yazar, metinde Amerikan'ın konumunu zorlaştıran üç temel stratejik hataya ilişkin bir değerlendirme yaptığını belirtti. Luce, İran'ın karadan işgali olmadan Trump'ın Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişi garanti edemeyeceğini kaydetti. Zira insansız hava aracı üretiminin merkezi olmayan bir yapıda olduğu ve yalnızca hava saldırılarıyla yok edilmesinin zor olduğu vurgulandı. Yazar ayrıca Trump'ın keyfi olarak yeni bir İran liderliği atama olasılığını da reddetti. ABD'nin Afganistan'da Taliban'ı Taliban ile değiştirmesinin yirmi yıl sürdüğünü hatırlatan Luce, Trump'ın ise yeni ruhani lideri (babasından çok daha katı kabul edilen Mojtaba Hamenei) bir haftadan biraz fazla bir sürede 'atadığını' aktardı. Bu nedenle Luce, Donald Trump'ın bir ateşkes sağlamayı bile başaramayacağını, mutlak bir teslimiyetten ise bahsetmenin mümkün olmadığını öngördüğünü kaydetti. Bu gelişmeler Trump'a oldukça riskli birkaç seçenek bıraktığını açıkladı. İlk seçenek, kalan 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyuma el koymak için ABD veya İsrail komandolarının İsfahan'a gönderilmesi olarak belirtildi. Başarılı bir operasyonun, Jimmy Carter'ın 1980'deki feci rehine kurtarma misyonunun tekrarlanması riskine rağmen, çatışmadan muhteşem bir çıkış sunacağı ve Trump'ın 'her zaman vazgeçtiği' tezini çürüteceği ifade edildi. İkinci seçeneğin, petrol ihracatını durdurmak amacıyla İran'ın Harg Adası'nın işgali olduğu aktarıldı. Luce, bu adımın çok daha riskli olduğunu vurguladı; zira uzun süreli ve çok sayıda kara birliğinin varlığını gerektirmesi, risk-fayda oranının ise düşüncesizce olduğu kaydedildi. Luce, yalnızca bir hafta sonra Trump'ın İran'daki savaşına yönelik kamuoyu desteğinin, 1967'nin sonlarında Vietnam Savaşı'na verilen destek düzeyine (11.000'den fazla Amerikalının ölümü sonrası) düştüğünü belirtti. Günümüz toplumunun birkaç düzine kurbana bile tahammül göstermediği göz önüne alındığında, yazarın 'Trump her zaman korkar' sözünün gerçekleşmesinin sadece bir zaman meselesi olduğu kaydedildi. Tek taraflı bir zafer ilan etse bile Trump'ın ağır bir bedel ödeyeceği, zira İran'a 'kırılma noktasını' – yüksek enerji fiyatlarını – ifşa edeceği belirtildi. Tahran'ın, küresel enerji piyasasındaki aksaklıkları bir caydırıcı araç olarak sürdürmek için güçlü bir motivasyona sahip olacağı aktarıldı. Yazara göre İran rejiminin hayatta kalmak için en güvenli yolu nükleer silah geliştirmek olacağı, bu konuda Vladimir Putin veya Kim Jong-un'dan yardım alma olasılığının ise gerçekçi bir seçenek haline geldiği açıklandı. Sonuç olarak Luce, Trump'ın tamir edemeyeceği bir hasar olduğunu, bunun da ABD'ye olan güven olduğunu belirtti. Dünya, Trump yönetimini Savunma Bakanı Pete Hegset'in kullandığı 'ölümcüllük' terimi prizmasından uzun süre hatırlayacağını kaydetti. Trump'ın bilerek savaşı seçtiği ve yaşam ya da ölüm kararları üzerindeki gücünden memnuniyet duyduğu, başka seçenekleri olmasına rağmen bu yolu seçmesinin kalıcı bir iz bırakacağı vurgulandı.