İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ABD ve İsrail'in ortak askeri saldırısında hayatını kaybetmesi, ülke için büyük bir belirsizlik dönemini başlattı. 1979'dan bu yana ülkeyi yöneten İslam Cumhuriyeti'nin iktidarda kalıp kalmayacağı ya da halkın rejime karşı ayaklanıp ayaklanmayacağı soruları gündeme geldi. Bu ölüm, ülkenin siyasi istikrarı, uluslararası yaptırımlar ve halihazırda sorunlu olan ekonomisi için önemli sonuçlar doğurabilecek bir halefiyet sürecini tetikledi.

CNN, bu durumu İran için "sismik bir an" olarak kaydetti. İran medyası da İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) Başkomutanı, İran ordusu Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı dahil olmak üzere birçok üst düzey yetkilinin ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini bildirdi. İran'da 40 günlük yas ilan edilirken, Tahran'da rejimi destekleyenler meydanlarda toplanırken, ülke genelinde ve diasporadaki birçok İranlı bu ölümü kutladı. ABD'de yaşayan İranlı mühendis Masud Godrat Abadi, CNBC'ye yaptığı açıklamada, Hamaney'in ölümünün ulusun tarihinde yeni bir bölümün başlangıcı olabileceğini ve bunun dönüştürücü olmasını umduğunu belirtti. Ancak uzmanlar, bu kutlamaların doğrudan bir değişime yol açmayacağı konusunda uyardı. Amerikan Dış İlişkiler Konseyi (CFR), İran liderinin ortadan kaldırılmasının rejim değişikliğiyle aynı anlama gelmediğini, asıl rejimin Devrim Muhafızları olduğunu vurguladı. Uzmanlar, en iyi senaryoyla İran'ın "ikinci bir Venezuela" olabileceği değerlendirmesini aktardı. İran Cumhurbaşkanı Masud Pezeşkian, Hamaney'in ve diğer üst düzey İranlı yetkililerin öldürülmesinin intikamını almanın "görevleri ve meşru hakları" olduğunu açıkladı. İran Genelkurmay Başkanlığı ve Hatem el-Anbi Merkezi Askeri Karargahı ise ABD ve İsrail'i, "İslam Cumhuriyeti'ne karşı yeni bir savaş açmaktan pişman olacakları" konusunda uyardı.

İran, şimdiye kadar İsrail, Emirlikler, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarla karşılık verdi. Ülke, balistik ve seyir füzelerinden oluşan önemli bir cephaneliğin yanı sıra bölgedeki ABD kuvvetlerini ve İsrail şehirlerini hedef alabilecek bölgesel militan gruplara sahip olduğunu Newsweek bildirdi. Bu tür saldırıların çatışmayı önemli ölçüde genişletebileceği ve Washington'ın uzun süreli, topyekun bir savaşa olan kararlılığını sınayabileceği kaydedildi. İran'ın Basra Körfezi'ndeki deniz yollarını, özellikle de dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği önemli Hürmüz Boğazı'nı engelleme potansiyeli de bulunuyor. Bu arada Umman, Hürmüz Boğazı'nda bir petrol tankerine saldırı düzenlendiğini aktardı. Lübnan'daki Hizbullah, Irak'taki milisler ve Yemen'deki Husiler gibi müttefik gruplar, aynı anda birden fazla cephe açabilecek bir ağ oluşturuyor. ABD saldırıları, özellikle genç nüfus başta olmak üzere İranlıları yeniden sokaklara dökülmeye teşvik edebilir. Ancak, rejimin isyanları hızlı, güçlü ve etkili bir şekilde bastırma konusunda uzun bir geçmişi olduğu da unutulmamalıdır. Dış müdahaleye karşı ulusalcı bir direniş riskinin de bulunduğu belirtildi. En olası senaryonun ise, rejimin hayatta kalması olduğu değerlendirilmektedir. İslam Cumhuriyeti, onlarca yıldır savaşlar, yaptırımlar ve protestolar görmüştür. Güvenlik aygıtı, özellikle IRGC, güçlü ve derinden köklüdür. Yönetim yapısı, dini liderin ölümü de dahil olmak üzere olası aksaklıklara ve halefiyete yıllardır hazırlanmış, yetkileri dini organlar, IRGC ve güvenlik kurumları arasında dağıtmıştır. Newsweek, bir darbenin bir devleti yok etmeye yetmediğini vurguladı. İran'ın, Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ülkenin geçici liderlik konseyine Ayetullah Alireza Arafi'yi atadığı bildirildi. Rejimin hayatta kalma senaryosu en olası olsa da, Newsweek'e göre aynı zamanda en tehlikelidir; zira saldırılar İran'ın yeteneklerini zayıflatacak, ancak geride daha sert ve aşırı bir rejim bırakabilir.