İran'da yaşanan protestolarda hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunu gençler, öğrenciler, sporcular ve sanatçılar oluşturuyor. Başkaldıran vatandaşlar, dünya genelinde insanlığa seslenerek, İslam teokratik rejimine karşı yalnız bırakılmamalarını istiyor. Bu bilgiler, mevcut koşullarda internetin kapatıldığı İran'dan gelen sınırlı haberlere dayanıyor.

Fransız gazetesi Figaro, "İsyan eden İranlı vatandaşlar, İslam rejiminin karanlık bir perde arkasında insanları öldürmesine müsaade edilmemesi için dünyaya çağrıda bulunuyor" diye aktardı. Ülkede internet erişimi kesilirken, uluslararası telefon hatları ise ara sıra çalışıyor.

Avrupa Birliği'ndeki hükümetler ve kurumlar, ABD ile Grönland üzerindeki gerginliklerle meşgulken, ancak Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, "Gösterileri yalnızca silahlı güç ile bastıran bir rejimle karşı karşıyayız" diyerek yaptırımların geleceğini duyurdu.

Amerika Birleşik Devletleri’nin tehditleri, henüz askeri ya da siber saldırıların gerçekleşmesine yol açmadı, ancak mevcut durumda teokratik rejim tarafından binlerce isyan eden vatandaşın öldürüldüğü bildiriliyor.

İtalyan gazetesi Corriere della Sera, özgürlük mücadelesinde en ağır bedeli ödeyenlerin İran'ın gençleri, öğrencileri ve sanatçıları olduğunu yazdı. Genç nesil, İslam diktatörlüğünün adaletsiz yasalarını reddederken, özgürlük kavramını net bir şekilde algılayabiliyor.

AB’deki analistler ve medya ise İslam rejiminin halk gösterimleriyle sarsıldığını, ancak bu durumu besleyen oligarşik güçlerle çatışmaların da başladığını bildiriyor. Bu oligarşinin, İran'ın petrol ihracatında BM yaptırımlarını aşma monopollerine sahip olduğu kaydedildi.

Analistlere göre, ABD’nin tehditlerinin İran’daki teokratik yönetime derin demokratik değişiklikler dayatması olanaksız görünüyor. Bunun sebebi olarak, siyasi muhalefetin ya hapiste olması ya da ülke dışında bulunması gösteriliyor. Ayrıca, geniş çaplı protestoların hâlâ somut bir siyasi alternatif doğurmadığı vurgulanıyor.

Bir İranlı siyasi analist, Corriere della Sera’ya verdiği röportajda, İran'da iktidarın önemli bir kısmının oligarşiler tarafından yönetildiğine dikkat çekti. Bu oligarşilerin, İslam hükümetinin sessiz onayıyla hem zenginleştiği hem de rejimin ayakta kalabilmesi açısından vazgeçilmez hale geldiği ifade edildi.

İktidar, boşalan devlet bütçesi ve kötüleşen ekonomik-sosyal koşullar nedeniyle ihtiyacı olan temel malzemelerin ticaretinden elde edilen gelirleri oligarşilere kaptırmak zorunda kaldı. Oligarşilerin, dinî yasalarca yasaklanan narkotik maddelerin ve alkollü içeceklerin kaçak ticaretiyle de zenginleştiği kaydedildi.

İlk kez oligarşiler ve iktidardaki mollalar arasında bir çatışma yaşandı. Bu çatışma, milli para birimi riyalin büyük çapta devalüe edilmesini zorunlu kıldı. Bu durum, hem olağanüstü yüksek gıda ve ilaç fiyatlarıyla halkın yaşam standartlarını etkiledi hem de ticaret elitlerinin çıkarlarını sarstı.

Tehrandaki hükümet, büyük oranda gelir kaybıyla karşı karşıya kalınca, halkın ihtiyaçları için bütçe kesintilerine gitmek zorunda kaldı. Bu durum, İran'ın her yerinde benzeri görülmemiş bir protesto dalgasını tetikledi.

AB'deki medyalar ve analistler arasında, İslam diktatörlüğünün halk üzerindeki etkisinin tükenmiş olduğu, ancak yine de iktidarını sonuna kadar korumak için silahlara sahip olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Alman portali Eurointelligence, devalüasyon, enflasyon ve geniş kitlelerin ekonomik açıdan etkilendiği bütçe kesintilerini, protestoların ana sebepleri arasında sıralıyor.

Tüm bunların ışığında, İran’daki teokratik rejimin vatandaşların siyasi, ekonomik ve sosyal taleplerine yanıt veremediği, fakat ne olursa olsun gücünü koruyabileceği belirtiliyor.