İran'da, bilgilerin neredeyse tamamen kapandığı, kitlesel tutuklamaların ve sert müdahalelerin yaşandığı bir ortamda, gösterilere katılan veya şiddete tanıklık eden vatandaşlardan gelen sarsıcı ifadeler dikkat çekiyor.

Britanya merkezli Guardian gazetesinin haberine göre, protestolar aralık ayı sonunda hızla değer kaybeden para birimi nedeniyle ekonomik bir ayaklanma olarak başlamış, ancak kısa sürede devlet otoritesine ve dini lider Ajatollah Ali Hamaney'e karşı açık bir siyasi meydan okumaya dönüşmüştür. Devlet televizyonu "normal yaşam" görüntüleri ve hükümete yakın etkinlikler sunarken, gece saatlerinde birçok şehirde binlerce insan bir araya geliyor. Katılımcıların ifadelerine göre güvenlik güçleri, bu toplanmalara sert bir şekilde müdahale ediyor.

Başkent Tahran'dan 50 yaşındaki iş insanı Sara, Andarzgu'daki elit bir bölgede, cumartesi akşamı toplanan insan kalabalığında aileler, yaşlılar ve çocukların yer aldığını aktararak, güvenlik güçlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte durumu değiştirdiğini belirtti. Bu süreçte, güvenlik güçlerinin otomatik tüfeklerle silahsız göstericilere ateş açtığını iddia etti. Gönderdiği videoda duyulan silah sesleriyle birlikte sadece "rezil" ifadelerini tekrar etti.

19 yaşındaki bir öğrenci aktivist ise, sokaklarda yaşananların önemine dikkat çekti. "Bu akşam binlerce kişiyiz. Çocukları ebeveynlerin omuzlarında gördüm, çador giyen bir ninenin Hamaney'e 'ölüm' diye bağırdığını duyduğumda, bunun ne kadar önemli olduğunu anlıyor musunuz?" diyerek, protestoların ekonomik olmaktan çıkıp doğrudan rejime karşı olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Masud Pezeşkiyan, diyalog çağrısında bulunmuş ve suiistimaller hakkında soruşturma başlatacağını belirtmiş olmasına rağmen, sokak görüntüleri her geçen gün daha da artan bir baskı olduğunu gösteriyor. Bu durumlardan biri, batı ilam bölgesindeki bir hastaneye özel harekât polisinin baskın düzenlemesini gösteriyor. Kermanşah'tan bir protestocu olan Soran, yönetimin yıllardır topluma karşı maksimum şiddeti kullanma eğiliminde olduğunu ifade etti.

Maşhad'dan bir kadın gazeteci olan Mahsa, güvenlik güçlerinin kalabalığa kamyon ve motosikletlerle saldırdığını ve insanların yüzlerine doğrudan ateş açtığını aktarırken, "Birçok kişi yaralandı. Sokaklar kana bulandı. Ölüleri görmekten korkuyorum." şeklinde sarsıcı bir mesaj iletti.

Kuzey Tahran'da ise keskin nişancıların kalabalığa ateş açtığı yönünde bilgiler geliyor. Aynı zamanda sosyal medyada, hastane zeminlerinde bulunan cesetlerin ve geçici morglardaki ölü torbalarının görüntüleri dolaşıyor. Buna karşın devlet televizyonu, bu torbalar içinde göstericiler tarafından öldürülenlerin olduğunu ve otopsilerin bıçak yarası, değil ateşli silah yarası tespit ettiğini bildiriyor.

Amerikan insan hakları kuruluşu Human Rights Activists News Agency verilerine göre, şimdiye kadar 570'den fazla kişi hayatını kaybetti; bu kişilerden 500'den fazlası gösterici. Ayrıca, 10.600'den fazla kişi tutuklandı. Protestolar, 31 İran ilinin tamamını etkileyerek üçüncü haftasına girdi.

Kriz, uluslararası boyut kazanmış durumda. ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın müzakere talep ettiğini belirterek, ABD'nin askeri seçenekleri de göz önünde bulundurduğunu ifade etti. Avrupa Birliği ise, İran'a ek yaptırımlar uygulamaya hazır olduğunu kaydetti. İran yetkilileri, bu durumu Batı ve İsrail'in kargaşa çıkarmakla suçlayarak, "hem savaş hem de diyalog için hazırız." mesajı verdiler.

Neredeyse tamamen kesilen internet bağlantısına rağmen, İran'dan zaman zaman mesajlar gelmeye devam ediyor. Tahran'dan bir gösterici, dış dünyaya şu şekilde bir mesaj gönderdi: "Büyük çabalarla, aramıza katılan binlerce kişiyle birlikte, burada olup biteni anlatıyoruz. Bir devrim için savaşıyoruz ama yardıma ihtiyacımız var."

Bu ifadeler, sokaklarda yaşanan çatışmalara ve kan akışına dair tanıklıkların yanı sıra, İran üzerindeki krizin boyutunu gözler önüne seriyor; protestolar artık bir olay olarak değil, halkla devlet arasında açık ve kanlı bir çatışma olarak algılanıyor.