İran'daki göstericiler, 47 yılın ardından rejiminin sonuna yaklaştığına inanıyor. Ülkedeki mevcut hareketin sebep olduğu değişim ve bu bağlamda dikkat edilmesi gereken faktörler öne çıkıyor.

Son yıllarda, İranlılar birçok kez sokaklara çıkarak reform talep etti ya da teokratik dikta rejimini devirmek için eylemde bulundu. Her seferinde umutları, silahlı müdahaleler, tutuklamalar, hapis ve işkencelerle kırıldı.

Geçtiğimiz perşembe akşamı düzenlenen kitlesel gösterimlerin ardından yeniden bir umut doğdu. Bu sefer birçok İranlı, bir şeylerin gerçekten değişeceği konusunda güçlü bir duygu hissediyor.

Bu yılki isyan, daha önceki hareketlerden daha fazla tehdit oluşturuyor. Artık protestocuların tanınmış bir lideri var: Sürgündeki taht varisi Reza Pehlavi. Bu hafta, İranlıları perşembe günü saat 20:00'de sokaklara çağıran kısa bir video yayımladı. Bu, onun siyasi ağırlığını test etmek için bir fırsattı ve başarılı oldu.

Tüm ülkedeki katılım, sadece Tahran'da değil, küçük şehirlerde de, onun sözlerinin etkili olduğunu ve hatta siyasi muhaliflerin bile onu direniş sembolü olarak kabul etmeye istekli olduğunu gösterdi.

Pahlavi mükemmel bir lider değil. Bütün bir yetişkinlik hayatını yurtdışında geçirdi, 1979’da devrilen monarşinin bir sembolü ve bazı destekçileri ılımlılığa sıcak bakmıyor. Ancak bugün İranlılar özgürlük ve ekonomi için protesto ediyor, monarşiyi yeniden kurmak için değil.

Eleştirmenleri de belirtiyor ki, o karşıtların bir araya gelebileceği tek somut figür. Hatta derin bir şekilde bölünmüş muhalefet grupları arasında uyum sağlanmaya başlandı ki bu, 1979’da babasının iktidarını deviren geniş toplumsal konsensüs için önem taşıyor.

İslami Cumhuriyet gibi devrimci sistemler, yıllar içerisinde kendini savunma mekanizmalarını güçlendirdi. 2009’daki Yeşil Hareket protestolarının ardından, sert baskı uygulayan ve üç temel unsurdan oluşan bir sistem geliştirilmişti: acımasız güç, isyan liderlerinin ortadan kaldırılması ve üst otorite tarafından verilen net emirler.

Eylemler sırasında silahlı çatışmalar ve binaların yakılması yaşanmış olsa da, rejim şu ana kadar nispeten temkinli davrandı. Cumhurbaşkanı Masud Pezeşkian, güvenlik güçlerinin şiddet yanlılarını barışçıl protestoculardan ayırmalarını istediği gibi, kötü şöhretli Basij birimlerinin hemen hemen hiç görünmemiş olmasının nedenleri üzerinde duruluyor.

Bu durumun olası bir nedeni, Washington'dan gelen baskılardır. Donald Trump, eğer protestoculara yönelik kitlesel bir öldürme gerçekleşirse "çok sert" bir karşılık vereceği konusunda tehditlerde bulundu. Geçen yılki İsrail-Amerikan bombardımanları, Trump'ın gücü kullanmaya hazır olduğunu gösterirken, İran yönetimi yeni bir saldırı nedeni çıkarmak istemiyor.

Rejimin karşılaştığı bir diğer sorun ise güvenlik yapısındaki çöküş. Geçtiğimiz yılki savaşta birçok kilit isim öldürüldü; hayatta kalanlar, derin yabancı istihbarat sızmaları farkındalığıyla, güvensizlik içerisinde hareket ediyor.

Bir zamanlar acımasız ve öngörülebilir bir siyasi aktör olan üst düzey lider Ali Hamaney, bugün 86 yaşında, izole ve gerçeklikten kopuk bir izlenim veriyor. Bu kriz ortamında, protestocuların en büyük taleplerinden biri, tam da onun iktidardan ayrılması.

Bazı analistler, rejimin tek şansının içten bir şekilde sistemdeki bireylerin onu devirmesi olduğunu iddia ediyor. Hamaney'in Rusya'ya kaçma ihtimali üzerinde spekülasyonlar olsa da, bu düşünce pek gerçekçi görünmüyor. Ancak bu durum, krizin derinliğini yansıtıyor.

Değişimler hissedilse de, her şeyin kaçınılmaz olmadığı da vurgulanıyor. Gerçek güç hala Devrim Muhafızları ve güvenlik yapılarının elinde bulunuyor.

Yakın gelecekte bir devrim olduğunu gösteren iki belirgin işaret var.