İran'daki savaş, İsrail-Amerikan güçlerinin Tahran'daki stratejik tesisleri hedef almasıyla daha da tırmandı. İran, buna karşılık Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt'e yönelik büyük saldırılar düzenledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, operasyonlara 'tavizsiz' devam edeceklerini bildirdi. İran Devrim Muhafızları ise en az altı ay sürebilecek yoğun bir savaşa hazır olduklarını belirtti. Çatışmaların başlangıcından bu yana yaşanan en büyük tırmanışın ortasında, öldürülen Ayetullah Ali Hamaney'in oğlu Mojtaba Hamanei'nin resmen İran'ın yeni dini lideri olarak atandığı bildirildi. Bu kararın, günlerdir süren spekülasyonların ardından geldiği ve devletin başındaki değişikliğin savaşın seyrini ve İran'ın siyasi yapısını nasıl etkileyeceği konusunda endişeleri artırdığı kaydedildi. Blic televizyonuna konuk olan Taşkent Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Görevlisi Mirko Dautović ve Zagreb Felsefe Fakültesi Tarihçi ve Profesörü Tvrtko Jakovina, güncel gelişmeler ve çatışmanın olası sonuçları hakkında bilgiler aktardı. Mirko Dautović, yeni dini liderin İran'ın düşmanlarına karşı tavizkar bir tutum sergilemeyeceğini ve saldırılara sert yanıt vermeye devam etmesinin beklendiğini belirtti. Dautović, İran-Irak Savaşı'ndaki deneyiminin de buna işaret ettiğini kaydetti. Habib taburunda asker olarak görev aldığını ve bu taburdan birçok İslam Cumhuriyeti liderinin çıktığını aktardı. Ancak Dautović, yeni liderin travmatize olmuş olabileceğini ve bu savaşı yavaşlatmak için muhafazakar güç yapısındaki etkisini kullanabileceğini, bunun tahmin etmenin zor olduğunu açıkladı. İran'ın yeni dini liderinin atanmasına Washington ve Tel Aviv'den hızlı tepkiler geldiği bildirildi. Eski ABD Başkanı Donald Trump, Mojtaba Hamanei'nin siyasi olarak zayıf ve kabul edilemez olduğunu belirtti. İsrail'den ise bu görevi üstlenmeye çalışan herkesin peşine düşüleceği yönünde mesajlar verildiği aktarıldı. Profesör Tvrtko Jakovina, çatışmanın zaten açık bir savaşa dönüştüğü bir dönemde bu tür tepkilerin şaşırtıcı olmadığını belirtti. Yeni İran liderinin kamusal mesajlarında ve yanıtlarında babasından daha sert bir tutum sergileyebileceğini vurguladı. Jakovina'ya göre, Batı için asıl sürpriz, sadece yeni liderin atanması değil, İran'ın güçlü darbelere rağmen devletin siyasi ve askeri yapısını korumayı başarmasıydı. Batılı analistlerin olası bir iç karışıklık veya iktidar hiyerarşisinin çöküşünü beklediği, ancak bunun henüz gerçekleşmediği de aktarıldı. Profesör Jakovina, ne Amerika Birleşik Devletleri'nin ne de Arap ülkelerinin bölgede uzun süreli bir kaosa ilgi duymadığını, çünkü İran'ın parçalanmasının ülke içinde olası ayrılıkçı hareketler de dahil olmak üzere bir dizi yeni çatışmayı tetikleyebileceğini vurguladı. Jakovina, bu savaşın erken bitmesini isteyen iki taraf olduğunu belirterek, Amerika Birleşik Devletleri'nin sonsuz bir çatışma istemediğini, bunun daha çok İsrail'in çıkarına olduğunu ve ne Amerika Birleşik Devletleri'nin ne de Arap ülkelerinin İran'ın dağılmasıyla ortaya çıkabilecek bir kaosu arzu etmediğini açıkladı. Olası senaryoların analizinde İran'ın istikrarsızlaştırılması ve toprak bütünlüğünün parçalanması fikri giderek daha sık dile getiriliyor. Mirko Dautović, böyle bir gelişmenin, büyük bölgesel güçlerin parçalanarak zayıflatılmasını savunan İsrail'deki belirli siyasi çevrelerin işine gelebileceğini belirtti. Dautović, İsrail'in aslında sözde 'Balkanlaşma', yani İran'ın birçok küçük, düşman devlete bölünmesi taraftarı olduğunu kaydetti. Dautović, Tahran'a saldırdıkları ilk gün eski ABD Başkanı Trump'ın daha sonra Ali Hamaney'in yerine geçebilecek birkaç adayın olduğunu ancak saldırının ilk gününde hepsinin öldürüldüğünü söylediğini aktardı. Trump'ın 'öldürüldüler' dediğini, 'biz öldürdük' demediğini vurguladı. Dautović, İsrail'in barış yapabilecek bir adayın olmaması için adayları öldürdüğünü, amacın sürekli bir savaş çıkarmak olduğunu tahmin ettiğini açıkladı. Dautović, bu durumun İran'da Kürdistan'ın, Huzistan'daki Arapların, Güney Azerbaycan'daki Azerilerin, Türkmenlerin, Beluçların ayrılmasına yol açacağını ve böylece İran'ın parçalanarak Tahran'dan Şiraz'a kadar olan Fars bölgesinde çok sayıda, örneğin fundamentalist, İslamcı, seküler, hatta bazı psödo-Marksist grupların birbiriyle savaşacağını, Ortadoğu'nun en büyük ülkelerinden birinin bu şekilde parçalanacağını da belirtti. Ortadoğu'daki çatışma, küresel jeopolitik çerçevede de analiz ediliyor. Profesör Jakovina, enerji zengini ülkelerin istikrarsızlaşmasının, dünyanın en büyük enerji tüketicilerinden ve İran'ın önemli bir ortağı olan Çin üzerinde doğrudan sonuçları olabileceğini belirtti. Jakovina, Venezuela, İran ve petrol üreten herkes üzerindeki baskıların, Çin endüstrisini yavaşlatmak veya tamamen engellemek amacıyla yapıldığı takdirde, son birkaç yıldaki Sudan'daki iç savaş, Afrika Boynuzu'ndaki savaş, savaş halindeki 14 ülke, Afganistan ve Pakistan, Ukrayna, Rusya, Latin Amerika'daki müdahaleler gibi tüm bu çatışmaların büyük bir savaşın başlangıcı olabileceğini vurguladı. Jakovina, dünyanın çok taraflı mekanizmalarını ve 'durun' diyecek sesleri kaybettiğini, İran rejimi içte ve dışta pek popüler olmasa da, Pers İmparatorluğu'na, yani İran'a yönelik bir saldırının yerel bir savaşla sınırlı kalamayacağını açıkladı. Jakovina, şu an gelinen noktanın sadece başlangıç olduğunu ve içerideki durumun tam olarak bilinmediğini de bildirdi. Dautović da bu durumu şöyle açıkladı: Dautović, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasındaki gelecekteki ilişkiler konusunda kötümser olduğunu ve bunun aslında bizi bekleyen büyük bir çatışma olmasından endişe duyduğunu belirtti. Bu durumun Tukidides Tuzağı olarak adlandırıldığını aktardı. Bu tuzağın, bir hegemon ve hegemonu yakında geçecek yükselen bir ülke olduğunda ortaya çıktığını kaydetti. Bu durumda hegemonun Amerika Birleşik Devletleri, onu geçecek olanın ise Çin olduğunu açıkladı. Dautović, hegemonun tüm rasyonel ilkelere ve tarihsel deneyimlere göre, henüz çok baskın olmadan meydan okuyan ülkeye saldıracağını, yani onu yenmek için hala fırsatları varken hareket edeceğini vurguladı. Dautović, Çinlilerin çok sessiz kalarak, kendi toprakları dışında hiçbir müdahalede bulunmayarak, asker göndereceklerine dair hiçbir sinyal vermeyerek bu Tukidides Tuzağı'ndan kaçınmaya çalıştıklarını da kaydetti.