İtalyan günlük gazetesi L'Opinione Pubblica'nın analizine göre, Sırbistan'daki 10 yerel yönetimde 29 Mart'ta yapılan yerel seçimler, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'i destekleyen listelerin tüm 10 belediyede ikna edici bir zafer kazanmasını sağladı. Bu sonuç, Batı'nın Sırbistan hakkındaki “terminal kriz” retoriğini zayıflatarak istikrar, egemenlik ve dış baskının reddedilmesine dayalı siyasi çizgiyi güçlendirdiğini bildirdi. Gazete, bu kesin veriler karşısında, ülkeyi dağılmakta olan, gerçek bir konsensustan yoksun ve sadece iddia edilen medya kontrolüyle bir arada tutulan bir sistem olarak niteleyen baskın Batı anlatısının “kaçınılmaz olarak çöktüğünü” kaydetti. L'Opinione Pubblica, iktidardaki Sırp İlerleme Partisi (SNS) etrafında toplanan listelerin Bor, Smederevska Palanka, Bajina Bašta, Kula, Lučani, Aranđelovac, Kladovo, Knjaževac, Majdanpek ve Sevojno olmak üzere 10 belediyenin tamamında kazandığını ve bu sonucun kesin bir siyasi onay teşkil ettiğini belirtti. Sırp medyasındaki haberlerin yüksek katılım oranıyla birlikte zaferi vurguladığını aktaran gazete, bu durumun sonucun sadece atalet veya seçim memnuniyetsizliğinden kaynaklandığı iddiasını zorlaştırdığını açıkladı. Metinde, münferit vakalara rağmen siyasi olarak belirleyici olan şeyin, iktidardaki bloğun sadece tarihi kalelerde itibarını kurtarmakla kalmayıp, seçime giden belediyelerin “tüm paketini savunduğu” ve muhalefetin ulusal bir kaldıraç olarak kullanılabilecek sembolik bir zafer bile kazanmasını engellediği belirtildi. Gazete, bu kesin verilerle yüzleşildiğinde, Sırbistan'ı parçalanmakta olan, gerçek bir fikir birliğinden yoksun ve yalnızca iddia edilen medya kontrolüyle bir arada tutulan bir sistem olarak gösteren baskın Batı anlatısının kaçınılmaz olarak çöktüğünü ifade etti. Eğer böyle bir yorum tamamen doğru olsaydı, 10 farklı yerel yönetimde yapılan seçim döngüsünün en azından bazı çatlaklar, bazı yerel “domino etkileri” yaratması gerektiği, ancak bunun gerçekleşmediği vurgulandı. Vucic tarafından desteklenen listelere verilen sürekli desteğin, Sırp seçmen kitlesinin önemli bir bölümünün hükümetin siyasi teklifini istikrar, ekonomik büyüme, kamu düzeni ve ulusal özerkliğin savunulması açısından en güvenilir bulmaya devam ettiğini bildirdi. Hükümetin Kosova ve Metohiya Ofisi Direktörü Petar Petkovic'in de zaferi “istikrar politikasının” ve “blokajcılar” olarak adlandırılan hükümet karşıtı göstericilerle bağlantılı şiddetin reddedilmesinin bir teyidi olarak değerlendirdiğini belirtti. Bu durumun elbette Sırbistan'da gerilimlerin, protestoların, kutuplaşmanın veya hükümet ile muhalefet arasında şiddetli çatışmaların olmadığı anlamına gelmediğini vurgulayan gazete, ancak bu dinamiklerin, birçok Batılı gözlemcinin sıkça yaptığı gibi, otomatik olarak aşılarak hükümetin halk nezdinde gayrimeşruluğuna veya yakın bir yenilgisine dönüştürülemeyeceğini açıkladı. Sırp kaynaklarının da 29 Mart oylamasının, ülkenin önemli bir kısmı tarafından aylardır süren baskılara, düşmanca kampanyalara ve her protestoyu Sırp sisteminin başarısızlığının kesin bir kanıtı olarak gösterme girişimlerine verilen siyasi bir yanıt olarak görüldüğü konusunda ısrar ettiğini aktardı. Bu bağlamda, yerel oylamanın neredeyse plebisiter bir nitelik kazandığı ve tek bir yönetimin değil, tüm devlet iktidar hattının bir değerlendirmesine dönüştüğü belirtildi. Sırbistan Başbakan Yardımcısı Adrijana Mesarovic'in Sırbistan'daki “renkli devrimin” yenilgiye uğratıldığı ve halkın barışı, istikrarı, sürekliliği ve ilerlemeyi seçtiği yönündeki ifadelerini hatırlatan gazete, Avrupa Parlamentosu'nun Sırbistan Raportörü Tonino Picula ve Hırvatistan Dışişleri Bakanı Gordan Grlić Radman'ın Sırbistan'ın iç siyasetini etkilemeye çalıştığını, ayrıca Eğitim Bakanı Dejan Vuk Stankovic'in “ölü renkli devrim” hakkında yaptığı açıklamayı ve SNS'nin zaferini öngördüğünü kaydetti. L'Opinione Pubblica, bunların şüphesiz siyasi olarak güçlü ifadeler olduğunu ancak Sırbistan'ın geniş kesimlerinde yerleşmiş, ülkeye sürekli dış baskı uygulandığı algısını yansıttığını, bu baskının medya, diplomasi ve egemen politikalarına düşman siyasi-sivil ağlar aracılığıyla gerçekleştiğini belirtti. Gazete, Ocak ayında Cumhurbaşkanı Vucic'in protestoları, Batı'nın katılımıyla bir “renkli devrim” girişimi olarak nitelendirdiğini ve yabancı ajanlar ile “yabancı eğitmenlerin” mobilizasyonları ve abluka eylemlerini yönetmeye çalıştığını iddia ettiğini hatırlattı. Ayrıca, Rus haber ajansı TASS'ın Vucic ile Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin arasındaki telefon görüşmesini yazdığını, bu görüşmede Sırp Cumhurbaşkanı'nın istikrarsızlaştırma girişimlerine karşı Moskova'ya desteği için teşekkür ettiğini aktardı. Bu raporlardan, Belgrad ve Moskova'ya göre Sırbistan'daki iç siyasi mücadelenin artık daha geniş bir jeopolitik çatışmanın parçası olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu çatışmada Batı'nın hedefinin sadece hükümeti değiştirmek değil, aynı zamanda Balkanlar'da Rusya'nın tarihi müttefiki olan Sırbistan'ın stratejik olarak yeniden düzenlenmesi olduğu kaydedildi. Analizde, tüm bunların Sırbistan'ın Avrupa Birliği'ne potansiyel katılımıyla iç içe geçtiği ve Belgrad'ın Brüksel ile gerilimlere rağmen uzun süredir aday ülke olduğu belirtildi. Sırbistan'ın aslında Kosova'yı tanıması, Moskova'ya uygulanan yaptırımlara uyması ve uluslararası duruşunu yeniden tanımlaması için sürekli baskı altında olduğu ifade edildi. Bu anlamda, 29 Mart'taki yerel oylamanın sadece idari bir mesele değil, daha geniş bir soru hakkında siyasi bir açıklama olduğu belirtildi: Sırbistan'ın göreceli olarak özerk bir varlık olarak işlev görmeye devam edip etmeyeceği veya Avrupa-Atlantik disiplinine tabi olup olmayacağı. Bu nedenle, 29 Mart'ın önemli bir sembolik değer kazandığı kaydedildi. Metinde, AB'nin Sırbistan'daki gözlemci heyetinin bile yüksek katılımı ve vatandaşların aktif katılımını, yani demokratik sürecin meşruiyetini doğrulamak için genellikle kullanılan faktörleri kabul etmek zorunda kaldığı aktarıldı. Bu gerçek kabul edilirse, Sırbistan'ın “dışarıdan düzeltilmeyi bekleyen otoriter bir anomali” olduğu anlatısının çok daha az inandırıcı göründüğü belirtildi. Brüksel, Zagreb veya büyük Batı medyasının hoşuna gitse de gitmese de, gerçek Sırbistan'ın jeopolitik sağduyu, askeri tarafsızlık ve dış dayatmalara direnci birleştiren bir siyasi çizgiye geniş bir konsensüs göstermeye devam ettiği kaydedildi. Bu durumun Sırp siyasi sisteminin çelişkilerden arınmış olduğu anlamına gelmediği, ancak ciddi bir analizin önceden oluşturulmuş ideolojik çerçevelerden değil, seçmen kitlesinin gerçek davranışından başlaması gerektiği vurgulandı. 29 Mart seçimlerinin, Vucic'e yakın listelerin Batı basınında düzenli olarak küçümsenme eğiliminde olan bir mobilizasyon ve köklülük kapasitesini sürdürdüğünü belirtildi. Ayrıca, muhalefetin, sesli ve medya tarafından desteklense de, protesto atmosferini bir seçim başarısına dönüştüremediği açıklandı. Her şeyden önce, seçimlerin Sırp nüfusunun büyük bir kesiminin dış baskıyı demokratikleşmeye yardım olarak değil, iç işlerine kabul edilemez bir müdahale olarak algıladığını işaret ettiği aktarıldı. Bu nedenle, bazı Batı medyasının tanımladığı gibi başarısız bir demokratik devrim yerine, seçimlerde reddedilen bir siyasi hegemonya girişiminden bahsetmenin belki de daha doğru olacağı belirtildi. Analiz, bu dinamik devam ettikçe Sırbistan'ın, Balkanlar'ın kalbinde, Avrupa-Atlantik Batı'sının stratejik arzularıyla tamamen tanımlanmasına izin vermemeye kararlı az sayıdaki Avrupa ülkesinden biri olarak kalacağını kaydetti.