İzlanda'da 29 Ağustos Pazar günü yapılan referandumda halk, ülkenin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyeliğine ilişkin karar verecek. Referanduma doğrudan AB üyeliği konusunda oy verilemeyecek ancak "evet" seçeneğinin kazanması, Brüksel ile yeni görüşmelere kapı açabilir ve İzlanda'nın AB'ye katılma yolunda ilk adımı atmasına işaret edebilir. Görüşmeler başarılı olursa, halk bir sonraki referandumda ülkenin AB'ye tam olarak üyeliğine dair son kararı verecek.

Bu yılın tartışması, on yıldan fazla önce İzlanda'da yaşanan tartışmadan önemli ölçüde farklı. O zamanlar odak noktası balıkçılık, tarım, ekonomi ve ulusal egemenlik kaybına yönelik korkuydu. Şimdi ise ülkenin güvenliği ve hızla değişen küresel konumuna dair endişeler daha belirgin hale geldi.

Bu durumun bir nedeni de ABD Başkanı Donald Trump ve Grenland'a karşı politikası. Trump'ın Grenland kontrolü hakkındaki açıklamaları İzlanda halkı arasında endişe yarattı ve küçük ada ülkesinin geleneksel müttefiklerine ne kadar güvenebileceği sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Ayrıca, Arktik bölgesindeki artan geopolitik önem de baskıyı artırıyor. Rusya ve Çin bölgedeki varlıklarını artırırken, buzların erimesi yeni deniz yolları ve doğal kaynaklara erişimi kolaylaştırıyor. Bu nedenle, İzlanda için müttefiklik sorunu artık sadece bir siyasi konu değil, aynı zamanda uzun vadeli güvenliği de ilgilendiren bir konuma geldi.

Avrupa entegrasyonunun savunucuları, yeni geopolitik koşullar altında AB'ye yaklaşmanın en güçlü nedenlerinden biri olduğunu belirtiyorlar. Argümanları, İzlanda'nın Kuzey Atlantik'te stratejik olarak önemli bir konumda olması ve AB içinde daha fazla siyasi ve ekonomik güvenlik sağlayacağı yönünde.

Eski Reykjavík Belediye Başkanı Dagur Egertson, kampanya liderlerinden biri olan ve görüşmelerin devamına destek veren kişilerden biri olarak Trump'ın Grenland tehdidlerinin seçmenlerin düşüncesini etkileyeceğini ve İzlanda'nın gelecekte nasıl konumlanacağını belirleme konusunda bir tartışma başlatacağına dikkat çekiyor.

Grenland, İzlanda'ya çok yakın bir konuma sahip ve ABD'nin bu bölgedeki hedefleri, Reykjavík'in Washington'a olan geleneksel güvenini sarsıyor.

İzlanda NATO üyesi ve 1951 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri ile savunma anlaşması yapıyor. Aynı zamanda Avrupa Ekonomik Alanı ve Schengen Bölgesi üyesi olduğu için AB kurallarını büyük ölçüde uyguluyor ve AB'nin tek piyasasında yer alıyor.

Görüşmelerin devamına destek verenler, tam üyeliğin özellikle uluslararası ilişkilerdeki değişim zamanında mantıklı bir adım olacağını savunuyorlar. Küçük devletlerin büyük güçler arasında güvenli bir konum bulmaya çalıştığı bu dönemde İzlanda'nın AB içinde yer alması daha fazla güvenlik sağlayabilir.

Ancak, AB sorunu İzlanda toplumunda uzun yıllardır derin bir bölünmeye neden olmuştur.

Üyeliğe karşı çıkanlar, İzlanda'nın zaten Avrupa ile yakın ekonomik ilişkiler kurduğu ve Avrupa Ekonomik Alanı sayesinde birçok ekonomik faydanın sağlandığını savunuyorlar. Aynı zamanda, AB üyeliği, ulusal öneme sahip alanlarda bağımsız karar alma yetkisini sınırlayabileceği endişesi de var.

Özellikle balıkçılık, İzlanda ekonomisi ve milli kimliğinin önemli bir parçası olduğu için hassas bir konu. AB üyeliği, ülkenin zengin balık avlama bölgeleri üzerindeki kontrolünü kısıtlayabilir mi diye korkanlar da var. Bu endişe, geçmişte de görüşmelerin durmasına neden olan en önemli faktörlerden biriydi.

İzlanda 2009 yılında ekonomik krizin ardından AB üyeliği başvurusunda bulundu. Görüşmeler 2010 yılında başladı ancak 2013 yılında evro-skeptik bir hükümetin iktidara gelmesiyle durduruldu ve 2015 yılında tamamen sona erdi.

Şimdi, on yıldan fazla sonra, İzlanda bu soruyla tekrar karşı karşıya geliyor ancak küresel koşullar çok farklı. Güvenlik endişeleri ve ekonomik belirsizlikler de dahil olmak üzere birçok faktör, referandumun sonuçlarını etkileyebilir.

Güvenliğin yanı sıra ekonomi de kampanyada önemli bir rol oynuyor. Bazı genç seçmenler AB'ye yakınlaşmanın ve hatta euroyu benimsemenin uzun vadede daha fazla finansal istikrar sağlayabileceğini düşünüyor.

Diğer taraftan, karşıt görüşler, İzlanda kronunun reddedilmesinin bağımsız ekonomik politikaların bir aracı olarak kaybedilmesine yol açacağını belirtiyorlar.

Bu nedenle referandum, AB üyeliği sorusundan çok daha geniş bir tartışmaya dönüştü. İzlanda halkı, mevcut durumun - Avrupa ile yakın işbirliği ve yüksek oranda bağımsızlık - sürdürülmesi veya tam AB üyeliğine geçiş yapılması arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.

Referandumun sonucu tahmin edilmekte zor çünkü araştırmalar iki tarafın da oldukça yakın olduğunu gösteriyor. Ancak, bir şey kesin: Pazar günü yapılan oylama İzlanda'yı bir gecede AB'nin yeni üyesi haline getirmeyecek ancak "evet" seçeneğinin kazanması, görüşmelerin ardından yeni bir referandumla sonuçlanabilecek bir süreç başlatabilir.