Kina, toplam petrol ithalatının beşte birini İran'dan temin ederken, ek olarak dört ila beş oranında Venesüella'dan alım gerçekleştirmektedir. Bu ithalat sıklıkla ABD'nin yaptırımlarından kaçmak için gizli kanallar üzerinden yapılmaktadır. Ancak son dönemdeki küresel enerji ticareti sıkıntıları, bu teslimatların istikrarını sorgular hale getirmiştir. Donald Trump yönetiminin yeni yaptırımları ve İran'a yönelik gümrük vergileri, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin'in enerji güvenliğine yönelik kaygıları artırmıştır.

Küresel piyasalarda artan belirsizlik nedeniyle, Çin'in İran petrolü stoklarının tehlikeye girmesi ihtimali, fiyatların geçici olarak yükselmesine yol açmıştır. Uzmanlar, ABD'nin Venesüella ile ilişkili tankerleri ele geçirme girişimlerinin, ham petrol akışını daha da kısıtlayabileceğine dikkat çekmektedir.

Pekin’in petrol üretimindeki yetersizlikleri aşmak için pek fazla alanı bulunmamaktadır. Ülkenin petrol ithalatının büyük bir bölümü, ABD donanmasının devriye gezdiği stratejik Malakka Boğazı üzerinden geçmektedir. Bu güzergah, Trump’ın ilk dönemindeki gerginliklerde bir çatışma noktası olarak öne çıkmıştır.

2019 yılında, Cumhurbaşkanı Şi Cinping, yerli petrol araştırmalarını ve işleme süreçlerini güçlendirmek amacıyla yedi yıllık bir eylem planı başlatmış ve devlet enerji devleri CNPC, Sinopec ve CNOOC’a milyarlarca dolarlık yatırım yapılmasını teşvik etmiştir. Ancak, hedeflenen sonuçlar sınırlı kalmıştır.

Yerli üretim, 2018 yılında günlük 3,8 milyon varilken, 2022 yılında yaklaşık 4,32 milyon varile çıkmıştır. Ancak, yeni sondaj projeleri ve şist petrolü çıkarma girişimleri bile, Daping ve Şengli gibi eski büyük sahalardaki üretim düşüşünü telafi edememiştir.

Sparta Commodities'te kıdemli petrol analisti Djun Go, 2021 yılından bu yana toplam petrol üretimindeki %8,9’luk artışı "önemli" olarak nitelendirmiş ve Pekin’in günde dört milyon varil hedefini aştığını belirtmiştir. Bununla birlikte, üretimde daha fazla bir artış beklemediğini ifade etmiştir.

Enerji analisti Lauri Milivirta, Çin'in son 15 yılda gerçekleştirdiği büyük yatırımlara rağmen, petrol üretiminin esasen durakladığını vurgulamaktadır. Yeni kuyulara ve açık deniz projelerine yapılan milyarlarca dolarlık yatırımın, yerli üretimde kayda değer bir ilerleme sağlamadığını aktarmıştır.

Yerli üretim az olduğundan, Çin giderek stratejik petrol rezervlerine bel bağlamaktadır. 2023 yılı itibarıyla, bu rezervlerin genişletilmesi ve doldurulması hız kazanmıştır. Bu adım, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının ardından artan jeopolitik gerilimler ve enerji fiyatlarındaki yükseliş ile tetiklenmiştir.

Çin, İran ve Rusya ile yaptığı uygun fiyatlı anlaşmalar sayesinde bir nebze korunmuş durumdadır. Ancak, Rusya'nın Çin'e beslediği petrol akışı, ABD'nin yaptırımları nedeniyle geçen yıl azalmıştır. Bununla birlikte, İran bu boşluğu doldurarak, geçen yıl neredeyse günde iki milyon varil petrolü "gölge filosu" yöntemiyle, yani tankerlerin arasında yük transferi yaparak, Çin'e ulaştırmıştır.

2025 yılına kadar rezervlerin daha da artırılması planlanmaktadır ve beklenmektedir ki yılın başına kadar 11 yeni depolama lokasyonu faaliyete geçecektir. Djun Go, petrol stoklamasının, diğer kaynaklardaki olası azalma durumunda, Çin’in enerji güvenliğinin ana destekleyici olduğunu vurgulamaktadır.

Kısa vadede rezervlerin sağladığı güvence önemli olsa da, uzun vadede Çin'in dirençliliği, hızla gerçekleştirilen elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasında yatmaktadır. Son beş yılda, Pekin, yüksek petrol tüketen sektörleri elektrikli enerjiye yönlendirmek adına agresif bir strateji izlemiştir.

2023 yılı itibarıyla, ulaşım alanında petrol tüketimi zirveye ulaşmıştır. Elektrikli araçlar, yeni otomobil satışlarının yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Şenzhen, Guangzhou gibi şehirlerdeki otobüs filoları tamamen elektrikli hale gelmiştir.

Küresel ölçekte, 2024 ve 2025 yıllarında, Çin, diğer tüm ülkelerden daha fazla güneş enerjisi kapasitesi kurmuştur ve rüzgar enerjisi santrallerinin yapımı rekor seviyelere ulaşmıştır.

Milivirta, "Son üç yılda, Çin’in rüzgar ve güneş kapasitelerindeki artış yıllık 300 gigavata aşıyor ve geçen yıl muhtemelen 400 gigavata ulaştı" demiştir. Bu çabalar dışa bağımlılığı tam anlamıyla ortadan kaldırmasa da, tedarik kesintileri durumunda etkileri önemli ölçüde hafifletmektedir.

Çin hükümeti, mart ayında yeni bir beş yıllık plan açıklamaya hazırlanırken, bu planın enerji ve ekonomik önceliklerini erken 2030'lara kadar yönlendireceği beklenmektedir. Ek fosil yakıt üretimi, elektrifikasyon ve yenilenebilir enerjiye yönelik daha fazla yatırımların bu planda önemli bir yer alması öngörülmektedir.