Srčenjak olarak bilinen Potentilla erecta veya tormentil kökü, kadim zamanlardan beri yara, boğaz ağrısı, ishal ve diş eti hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor. Uzmanlar şimdi, bu küçük sarı yabani çiçeğin, antibiyotiklere dirençli süperbakterileri dahi öldürebilecek kadar güçlü bileşikler içerebileceğini açıkladı. Bu çiçek, İrlanda, Büyük Britanya ve Avrupa genelinde yetişmekte olup, yüzyıllardır İrlanda ve Avrupa geleneksel tıbbında kullanılmaktaydı. Bilim insanlarından oluşan bir ekibin son araştırması, tormentilin sadece antimikrobiyal etkiye sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda modern antibiyotiklere dirençli mikroplarla savaşacak kadar güçlü olabileceğini belirtti. Southampton Üniversitesi Mikrobiyal Biyofilmler Profesörü Ronan McCarthy, Dublin Trinity College Eczacılık Doçenti John J. Walsh ve Birmingham Üniversitesi Mikrop, Enfeksiyon ve Mikrobiyomlar Departmanı Araştırma Görevlisi Kavita Gadar, bu çiçeğin enfeksiyonları tedavi edebileceğini vurguladı. Araştırmacılar, antimikrobiyal ilaç direncine karşı küresel tehdidin giderek arttığını aktardı. Bunun, bakterilerin yaygın enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılan ilaçlara karşı hayatta kalmak üzere evrimleşmesiyle ortaya çıktığını belirtti. Ronan McCarthy, John J. Walsh ve Kavita Gadar, bu nedenle bazı enfeksiyonların tedavisinin çok zor, hatta bazen imkânsız hale geldiğini açıkladı. Antimikrobiyal ilaç direncinin, eskiden tedavi edilebilir olan enfeksiyonların yeniden ölümcül hale gelebileceği bir döneme bizi geri götürebileceğini kaydetti. Bu durum göz önüne alındığında, araştırmacılar yeni antimikrobiyal bileşikler arayışında olduklarını bildirdi. Bitkilerin, binlerce yıl boyunca mikroplara karşı savunma amaçlı geniş bir yelpazede biyoaktif kimyasallar üretmek üzere evrimleşmeleri nedeniyle umut vadeden bir kaynak olduğunu belirtti. Araştırmacılar, son çalışmalarında, İrlanda bataklıklarında yetişen çeşitli bitkilerin, çoklu ilaç dirençli bakterilere karşı savaşmaya yardımcı olabilecek bileşikler içerip içermediğini araştırdıklarını aktardı. Bunu yapmak için İrlanda genelindeki bataklıklardan toplanan 70'ten fazla farklı bitki türünden özler hazırladıklarını ve ardından bunları laboratuvarda klinik olarak önemli bakteriyel patojenler üzerinde test ettiklerini, bu patojenler arasında ciddi zatürre ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin de bulunduğunu kaydetti. Ronan McCarthy, John J. Walsh ve Kavita Gadar, The Conversation dergisinde yayımlanan makalelerinde, özlerin bakteri büyümesini engelleme potansiyelini görmek için antimikrobiyal duyarlılık testleri kullandıklarını açıkladı. Bu testlerin, hangi özütün bakteri büyümesini engellediğini görmek için bakterileri farklı bitki özlerine maruz bırakmayı içerdiğini belirtti. Ayrıca, bitki bileşiklerinin bakterilerin biyofilm oluşturmasını engelleyip engellemediğini belirlemek için bu özleri biyofilmler üzerinde test ettiklerini kaydetti. Biyofilmlerin, bakterileri antibiyotiklerden, dezenfektanlardan ve bağışıklık sisteminden koruyan mukoz bir karbonhidrat kalkanıyla çevrili bakteri toplulukları olduğunu vurguladı. Ekibin ilk araştırması, tormentil özlerinin antimikrobiyal etki gösterdiğini ve biyofilm oluşumunu sınırladığını belirtti. Araştırmacılar, bu özlerin antimikrobiyal etkiye sahip bileşikler içerdiğini ve bunun enfeksiyonları tedavi etmek için tarihsel kullanımlarını açıklayabileceğini kaydetti. Ayrıca, bazı bitki bileşiklerinin bakterileri doğrudan öldürmese de antibiyotiklerin etkisini artırabileceği için bu bitki özlerinin mevcut antibiyotiklerle kombinasyon halinde çalışıp çalışamayacağını araştırdıklarını açıkladı. Ronan McCarthy, John J. Walsh ve Kavita Gadar, hastalar üzerindeki potansiyel toksisitesi nedeniyle ağır enfeksiyonlara karşı yalnızca son çare olarak kullanılan kolistin antibiyotiğinin düşük seviyelerini tormentil özüyle birleştirdiklerini bildirdi. Antibiyotiğin düşük dozunun tek başına kullanıldığında bakterileri öldürmeye yetmediğini, ancak tormentil özüyle birleştirildiğinde bitki bileşiğinin antibiyotiğin etkinliğini artırdığını aktardı. Ekip daha sonra tormentil özlerinde bulunan bileşikleri tanımlamak amacıyla bir analiz gerçekleştirdiğini belirtti. Araştırmacılar, bataklık tormentilinde bulunan ellagik asit ve agrimoniin bileşiklerini test ettiklerini açıkladı. Bu spesifik bileşiklerin bakteri büyümesini engelleyebileceğini vurguladı ve bunun tormentilin antimikrobiyal etkisinden sorumlu olabileceğini kaydetti. Ronan McCarthy, John J. Walsh ve Kavita Gadar, daha sonra bu bileşiklerin, bakteri büyümesi için gerekli bir besin maddesi olan demiri emerek çalıştığını bildirdi. Bunun, bakteri hücrelerini etkili bir şekilde aç bırakarak büyümelerini engellediğini vurguladı. Ekip, bu antimikrobiyal aktiviteyi optimize etmeye ve deneysel modellerde bir tedavi olarak potansiyelini test etmek için formülasyonlar geliştirmeye odaklandıklarını da belirtti. Araştırmacılar, doğanın her zaman zengin bir ilaç kaynağı olduğunu belirtti. Bugün kullandığımız birçok antibiyotiğin aslında doğal kaynaklardan geldiğini kaydetti. Örneğin, MRSA ve Clostridium difficile enfeksiyonlarının tedavisinde son çare olarak kullanılan güçlü antibiyotik vankomisinin, toprak mikroplarından elde edildiğini aktardı. Antimikrobiyal direncin küresel çapta artmaya devam etmesiyle birlikte, acilen yeni yaklaşımlara ve tedavilere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Bitkilerin, hem yeni antimikrobiyal bileşikler hem de mevcut ilaçları daha etkili hale getiren bileşikler için yeterince araştırılmamış bir kaynak olabileceğini kaydetti. Araştırmacılar, tormentil hikayesinin, doğanın ve geleneksel tıbbın günümüzün zorluklarıyla yüzleşmek için modern bilimle nasıl el ele çalışabileceğini belirtti. Çözümlerin, keşfedilmemiş yerlerde, hatta bir bataklıkta büyüyen küçük sarı yabani bir çiçekte bile bulunabileceğini vurguladı.