Pek çok insan masada neredeyse içgüdüsel olarak ortadaki, sohbetin ve hareketliliğin olduğu bir yeri seçerken, bazı kişiler kenarda durup etrafı gözlemleyerek son boş sandalyeyi beklemektedir. Psikologlar bu davranışın, üniversite, arkadaş toplantıları veya aile yemekleri gibi çeşitli ortamlarda sergilenen bir kişilik özelliğine işaret ettiğini belirtti. İlk bakışta küçük bir ayrıntı gibi görünse de, psikologlar bu tercihin basit bir tesadüften çok daha fazlasını barındırdığına ve bireyler hakkında önemli bilgiler verdiğine vurgu yaptı. Son sandalye sadece fiziksel bir yer değil, aynı zamanda insanların bilinçaltında gösterdiği alçakgönüllülük, sosyal çekingenlik veya odadaki atmosferi önceden değerlendirme ihtiyacının sessiz bir işareti olarak kaydedildi. Uygulamalı bir örnek, sıkça ekip toplantılarından gelmektedir. Düzenli bir çalışma grubunda, birkaç hafta sonra masanın düzeni neredeyse çizilebilir hale gelir: yönetici masanın başında oturur, dışa dönük meslektaş ekranın yakınında, çekici kişi ortada, herkesin oturmasını bekleyen ise kapının yanında veya köşede bir sandalye kapar. Bu geciktiği için değil, hangi yerlerin boş kaldığını görmek içindir. Bir Alman üniversitesinde yapılan küçük bir araştırmada, katılımcıların üçte birinden fazlası, "fark edilmemek" amacıyla yer seçimi konusunda sıkça beklediklerini aktardı. Psikologlar bu davranışı, kendini savunma ve sosyal taktiklerin birleşimi olarak açıkladı. Son sandalyeyi seçerek çatışmalardan kaçınılır; kimse kesintiye uğramaz, insanların yerini değiştirmek zorunda kalınmaz, dikkat çekilmez. Hafif sosyal anksiyetesi olan kişiler için bu durum sakinleştiricidir. İçe dönük kişiler için ise grubun bir parçası olmanın, ancak aynı zamanda kenarda kalmanın bir yoludur. Son sandalyenin, katılım ve rahatsız etmeme arasında altın bir dengeyi temsil ettiğini kaydetti. Terapistler, "son sandalye insanlarının" başkalarını dikkatle gözlemlediğini sıkça belirtmektedir: kim kimin yanında oturuyor, kim memnuniyetsiz, nerede gerginlik oluşuyor. Bu kişilerin tercihlerinin empati ve dikkatlilikten kaynaklandığını, dayatmak veya çatışma yaratmak istemediklerini, aksine durumun genel bir görünümüne sahip olmayı tercih ettiklerini bildirdi. Bazen terbiye de bu durumda rol oynamaktadır: "önce başkaları, sonra sen" mesajıyla büyüyenler, masaya her oturduklarında bu kuralı bilinçsizce tekrarlamaktadır. Bu durumda son sandalye, görünmez bir nezaket ritüeline dönüştüğünü kaydetti. Uygulamalı bir örnek, 32 yaşındaki pazarlama müdürü Ema'dır. Psikolojik bir araştırma için yapılan grup görüşmesi sırasında, iş yerinde, ailesinin yanında ve hatta restoranlarda kenardaki sandalyelere "sihirli bir şekilde çekildiğini" belirtti. Neden diye sorulduğunda, çocukluğundan beri kendi ihtiyaçlarını erteleme alışkanlığı edindiğini fark etti; önce küçük kardeşine yardım etmek, sonra ebeveynlerini mutlu etmek gibi. "Sadece utangaç olduğumu sanırdım," diyen Ema, "ama aslında herkesin rahat etmesiyle meşguldüm" şeklinde aktardı. Psikologlar, bu alışkanlığın olumsuz olmak zorunda olmadığını vurguladı. Son sandalye, dikkat çekmek zorunda olmayan, mesafeli oturmaktan hoşlanan bağımsız bir bireye de işaret edebilir. Ancak sorun, bu seçimin iyi bir yere layık olunmadığı hissinden kaynaklandığında ortaya çıktığını belirtti. Bu alışkanlığı kendinizde fark ediyorsanız, psikologlar basit egzersizler yapılabileceğini belirtti: masanın kenarına gitmeden önce duraksamak, vücuttaki hisleri fark etmek ve otomatik olarak en az dikkat çeken yeri değil, merkeze daha yakın veya güvende hissettiğiniz bir kişinin yanındaki yeri bilinçli olarak seçmek gerektiğini bildirdi. Pek çok kişi daha iyi bir yer seçtiğinde, sanki birinden "çalmış" gibi suçluluk hisseder. Ancak sandalyeler bir ödül değildir ve siz bir yük değilsiniz. Sürekli herkesin oturmasını bekleyenler, bilinçaltında kendi ihtiyaçlarının en son geldiği sinyalini verir. Psikologlar, bunun eskiden anlamlı olan eski bir davranış kalıbı olduğunu, ancak her sosyal durumda geçerli olmak zorunda olmadığını vurguladı. Bir dahaki sefere masaya oturduğunuzda, sessiz bir koreografi fark edileceği belirtildi: kim merkeze koşuyor, kim masanın başında oturuyor, kim kenarda, kim herkes oturana kadar bekliyor. Merakla gözlemlemenin ve yargılamamanın önemli olduğu, bazen her zaman kenarda oturan kişiyi yanına davet etmenin yeterli olabileceği aktarıldı. Sonuç olarak, farkın yerin kendisinde değil, onunla birlikte anlatılan hikayede olduğu kaydedildi. Masanın bir hiyerarşi olmaktan çıkıp, herkesin kendi alanına sahip olduğu bir manzaraya dönüştüğü ve farklı bir birlikte oturma şeklinin işte tam da burada başladığı vurgulandı.