Bağışıklık sisteminin zararsız maddelere aşırı tepki vermesini durdurmak üzere "eğitilebileceği" fikri artık sadece teorik bir varsayım olmaktan çıktı. Yeni bir immünoterapi yöntemi olan dilaltı immünoterapi, eski bir tedaviyi yeniden canlandırarak mevsimsel alerjisi olan hastalar için saman nezlesinin sona ermesi umudunu oluşturdu. Uzmanlar, bu yaklaşımın semptomları hafifletmekle kalmayıp hastalığın doğal seyrini değiştirebileceğini vurguladı. Kontrollü duyarsızlaştırmaya dayalı modern alerjen immünoterapisi (AIT), birkaç on yıl önce potansiyelini gösteren dilaltı immünoterapisinin erken örnekleriyle yeniden ilgi odağı oldu. Britanyalı alerji uzmanı Dr. Glenys Scadding'in öncülük ettiği bu tedavinin 40 yıl önceki vakalarından biri, ağır saman nezlesi çeken bir hastanın tedavi sonrası dramatik iyileşmesini ortaya koydu. Ancak Dr. Scadding, o dönemde bu yaklaşımın eleştirilere yol açtığını ve uygulamasını durdurduğunu belirtti. Enjeksiyon bazlı immünoterapilerin anafilaksi gibi nadir ama ölümcül yan etkileri tarihte güvenlik endişelerine neden olmuştu. Günümüzde alerjik rinit, dünya çapında yüz milyonlarca insanı etkileyen en yaygın kronik hastalıklardan biri olarak kaydedildi ve mevsimsel formu polen alerjisi olarak biliniyor. Bağışıklık sisteminin polen gibi zararsız parçacıkları yanlışlıkla tehdit olarak algılamasıyla solunum yollarında iltihaplanmaya neden olan bu rahatsızlık, tedavi edilmediğinde solunum yolu enfeksiyonları ve astım geliştirme riskini artırıyor. Londra'daki Imperial College'dan Klinik Alerji Uzmanı ve Alerji ve Solunum Tıbbı Emeritus Profesörü Dr. Stephen Durham, bu durumun ciddiyetinin sağlık sistemi içinde bile sıkça hafife alındığını aktardı. Dilaltı immünoterapisinin etkinliği ve güvenliği sonraki araştırmalarla teyit edildi. Bu yöntemin enjeksiyon bazlı immünoterapiye kıyasla anafilaksi riskini önemli ölçüde azalttığı ve ölüm vakalarına yol açmadığı, ciddi yan etkilerin son derece nadir olduğu kaydedildi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bile 1998 yılında yayımladığı bir konsensüs bildirisinde dilaltı immünoterapisini enjeksiyon yaklaşımına umut vadeden bir alternatif olarak tanımladı ve uluslararası alanda meşruiyetini güçlendirdi. Tedaviye uyum ve devamlılık, dilaltı immünoterapisinin başarısında anahtar faktörler arasında gösteriliyor. Polen mevsiminden 8 ila 16 hafta önce başlanarak üç yıl boyunca kesintisiz uygulanan bu tedavinin, hastalığın uzun süreli remisyonuna yol açabileceği belirtildi. Klinik çalışmalar, dilaltı immünoterapisi alan hastaların semptomatik gün sayısında önemli azalmalar ve tedaviden sonra bile etkilerin iki yıla kadar devam ettiğini ortaya koydu. Ancak, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanan dilaltı immünoterapisi türlerinin şu an için toz akarları, ambrosia poleni ve çim poleni ile sınırlı olduğu aktarıldı. Genel immünoterapi yaklaşımlarının, alerji ve astım ilaçları kullanımında önemli bir azalma sağladığı ve pnömoni tanısı olasılığını düşürdüğü bildirildi. Özellikle çocuklarda astım gelişimini %29 oranında önleyebileceği kanıtlandı. Ancak, şiddetli veya kontrolsüz astımın immünoterapi için bir kontrendikasyon olabileceği ve bu tür vakalarda biyolojik ilaçların bir alternatif oluşturabileceği ifade edildi. Dr. Stephen Durham, biyolojik ilaçların yıllık 12.000 ila 20.000 sterlin maliyetle, immünoterapinin ise 1.000 sterlinden daha az bir maliyetle uygulandığını vurguladı. Alerjisi olan hastalar için immünoterapiye erişim veya uygunluk olmadığında, burun spreylerinin önemli bir alternatif olabileceği belirtildi. Antihistaminik ve kortikosteroid içeren kombine spreylerin, semptomları hafifletmekle kalmayıp aynı zamanda atakları önleyebileceği ve tekli ilaçlardan daha etkili olduğu kaydedildi. Dr. Glenys Scadding, oral antihistaminiklerin doğrudan alerjik reaksiyonun meydana geldiği burun dokularına etki etmediği için daha az etkili olduğunu açıkladı. Uzmanlar, tetikleyicilerden kaçınmanın yanı sıra, durumu doğru bir şekilde tedavi etmenin önemini ve hastalığın genellikle hafife alındığını vurguladı.