Niš Tıp Fakültesi’nde çalışan akademisyenlerin, yönetimsel ve politik roller üstlenmesinin çıkar çatışması ve kurumsal sorumluluklar bağlamında soru işaretleri yarattığı bildirildi. Niš'teki Slobodni Üniversite tarafından yapılan açıklamada, aynı kişilerin farklı kurumlarda ve pozisyonlarda bulunmasının önemli sorunlar doğurduğu belirtildi.

Mevcut durumla ilgili olarak, Doc. Dr. Milan Lazarević ile Prof. Dr. Dušan Sokolović'ın, Fakultet srpskih studija'nın geçici konseyinin üyeleri olduğu kaydedildi. Ayrıca, Prof. Dr. Vladislav Volarević'in Niš Üniversitesi Danışma Kurulu'nda bulunduğu aktarıldı. Bunun yanı sıra, Lazarević, Sokolović, Danka Sokolović ile Volarević çiftinin, "Halk ve Devlet Hareketi"nin İnisiyatif Komitesi'nde yer aldığı ifade edildi.

Açıklamaya göre, tüm bu isimler, Niš Tıp Fakültesi'nde çalışmakta veya pozisyonlara seçilme süreçlerinde yer almaktadır. Lazarević'in "Niška Banja" Enstitüsü'nün geçici müdürü olarak atanmasının ardından, Prof. Dr. Dušan Sokolović'in de ek görevle çalıştırıldığı bildirildi. Ayrıca, şu an için Danka Sokolović'in de benzer bir ek istihdam sağlandığı belirtiliyor. Bu durum, aynı kişilerin farklı pozisyonlardan karar verip kaynakları kullandığı bir döngü yarattığını vurguladı.

Özellikle, immünoloji alanında yapılan asistanlık sınavının sorunlu olduğu ifade edildi. Lazarević'in başkanlık ettiği komisyonun, daha iyi nesnel verilere ve öğretim deneyimine sahip bir adayı reddettiği, bunun yerine transfüzyon uzmanı bir adayı önerdiği bildirildi. Komisyon başkanının önerilen adayla olan yakın ilişkisi göz önüne alındığında, çıkar çatışmasının bildirilmediği ve itirazın kamuyla paylaşılmadığı belirtildi.

Slobodni Üniversite, sorumluluğun yalnızca bireylere ait olmadığını açıkladı. "Kurulları atayan ve raporlarını onaylayan kurumların rolü, göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır. Çıkar çatışmaları gözlemlenmediği, itirazlar kamuya sunulmadığı ve atamaların derinlemesine tartışmalara dönüşmeden yapıldığı durumlarda sorumluluk, karar verme zincirine yayılır," şeklinde ifade ettiler.

Genel olarak değerlendirildiğinde, bu durumun kişisel değil, sistemik bir mesele olduğuna dikkat çekildi. "Kararların tarafsız olması gereken durumlar, 'bizim' için öngörülebilir sonuçlara dönüşüyor. Sistem tepki vermediğinde, nötr olmayı bırakıyor ve bir suç ortağı haline geliyor," denildi.

Bu durumun, yüksek öğretim kurumlarına olan kamu güveni ve çıkarları açısından önemli bir mesele olduğu vurgulandı.