Ortadoğu alevler içinde, balistik füzeler gökyüzünü yırtarken, dünya İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönüne genel bir bölgesel savaş korkusuyla bakıyor. Ortadoğu'nun bu uçurumun eşiğine nasıl geldiğini anlamak için onlarca yıl öncesine dönmek gerekiyor. Zira şu anda birbirlerine namlu doğrultan bu devletler, bir zamanlar yakın müttefiklerdi.

Bu korkunç çatışmanın köklerinin Soğuk Savaş dönemine dayandığı aktarıldı. İran Başbakanı Muhammed Musaddık'ın 1951 yılında petrol endüstrisini millileştirmesi Batı'nın öfkesine yol açtı. Buna misilleme olarak, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve İngiliz MI6'nın 1953'te bir darbe düzenleyerek Musaddık'ı devirdiği ve Amerikan yanlısı Şah Muhammed Rıza Pehlevi'yi tekrar iktidara getirdiği kaydedildi. Sonraki onlarca yıl ABD-İran ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu. ABD'nin şahın otoriter rejimine silah gönderip yardım ettiği, ancak İran halkının baskı ve ekonomik adaletsizlik nedeniyle öfkelendiği belirtildi. Memnuniyetsizlik, 1979'daki İslam Devrimi ile patlak verdi. Şah ülkeden kaçtı ve radikal Ayetullah Ruhullah Humeyni iktidara geldi. Humeyni'nin ABD'yi derhal "Büyük Şeytan" ilan ettiği ve bu dönemin ardından ilişkilerin karmaşık bir hale büründüğü aktarıldı. Dramın doruk noktası, Kasım 1979'da İranlı öğrencilerin Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'ne girerek 52 Amerikalıyı rehin almasıyla yaşandı. Tarihin en uzun rehine krizi 444 gün sürdü ve Washington ile Tahran arasındaki ilişkiler kalıcı olarak zarar gördü. ABD, İran ekonomisini hala boğan ağır yaptırımlar uyguladı.

Çok az kişinin bildiği üzere, İsrail ve İran arasındaki ilişkilerin bir zamanlar fazlasıyla dostane olduğu kaydedildi. İran'ın 1948'de yeni kurulan İsrail devletini tanıyan ikinci Müslüman çoğunluklu ülke olduğu belirtildi. Şah döneminde iki ülkenin istihbarat paylaştığı, İsraillilerin İran'da inşaat faaliyetleri yürüttüğü ve Tahran'ın Tel Aviv'e petrol sattığı aktarıldı. Ancak, 1979'daki İslam Devrimi her şeyi kökten değiştirdi. Yeni yönetim İsrail'i Ortadoğu'da tamamen "yasa dışı" ilan etti. Ayetullah Humeyni'nin İsrail'i "Küçük Şeytan" olarak adlandırdığı ve Yahudi devletinin tamamen yok edilmesi politikasını benimsediği vurgulandı. Bu amacı gerçekleştirmek için İran'ın, İsrail'i çevreleyen militan gruplar olan "Direniş Ekseni"ni finanse etmeye, eğitmeye ve silahlandırmaya başladığı açıklandı. İran Dini Lideri Ali Hamaney için İsrail'in "ortadan kaldırılması gereken kanserli bir tümör" olduğu belirtildi. Onlarca yıldır İsrail ve İran, acımasız bir "gölge savaş" yürüttü. İsrail'in en büyük korkusu ise İran'ın nükleer programı haline geldi. Tel Aviv, nükleer bombanın İran'ın elinde olmasının kendi varlığının sonu anlamına geleceğini değerlendirdi. İsraillilerin eli kolu bağlı oturmadığı, Mossad'ın yıllarca Tahran sokaklarında İranlı nükleer bilim adamlarına suikastlar düzenlediği öne sürüldü. Buna ek olarak, ABD'nin yardımıyla, İran'ın uranyum zenginleştirme tesislerini felce uğratan yıkıcı siber virüs Stuxnet'in geliştirildiği aktarıldı. Diğer yandan İran'ın, vekilleri aracılığıyla İsrail çevresindeki "ateş çemberini" genişlettiği bildirildi. Lübnan'dan Hizbullah'ın kuzeyden sürekli tehdit oluşturduğu, İran ordusunun ise Suriye'de üsler kurduğu belirtildi.

Vekiller aracılığıyla yürütülen çatışmanın, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İran destekli saldırısıyla açık bir savaşa dönüştüğü belirtildi. 2024 yılı boyunca İsrail ve İran'ın doğrudan füze saldırıları düzenlemeye başladığı kaydedildi. İsrail'in Suriye'deki İran Büyükelçiliği'ni hedef almasının ardından, İran yüzlerce insansız hava aracı ve füze göndererek misilleme yaptığı aktarıldı. Bu süreçte İsrail ve ABD'nin, İran'ın nükleer silah elde etmesini engelleme taahhüdü kapsamında, İran'ın askeri ve nükleer hedeflerine yönelik operasyonlar gerçekleştirdiği; hatta üst düzey devlet yetkililerini ve nükleer bilim adamlarını hedef aldığı belirtildi. Tahran ise buna hemen karşılık verdi; balistik füzelerin İsrail'e doğru fırlatıldığı, ancak Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Amerikan askeri üslerinin de hedef alındığı vurgulandı. Dünya şimdi, tek bir yerde yoğunlaşan eşi benzeri görülmemiş askeri gücü ürpertiyle izliyor. Tarihe, devrimlere ve varoluş mücadelesine derinden kök salmış düşmanlık kopma noktasına geldi ve tek bir yanlış kararın tüm gezegeni geri dönülmez bir felakete sürükleyebileceği uyarısı yapıldı.