Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 2026 yılı için yeni ulusal savunma stratejisini duyurdu. Pentagon'un yayımladığı bu belge, Washington'un mevcut politikalarına büyük bir değişim getirdiğini bildiriyor. Strateji, müttefiklerin savunma yükünü daha fazla üstlenmesini öngörüyor ve ABD'nin destek seviyesini sınırlama niyetinde olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda, geleneksel rakipler olan Çin ve Rusya’ya karşı daha yumuşak bir tutum benimseniyor.

Yeni strateji, Biden yönetiminin "entegre caydırıcılık" anlayışını terk ederek, Donald Trump yönetiminin odaklandığı iç güvenlik konularını ön plana çıkarıyor. Bunlar arasında öncelikle sınır güvenliği ve uyuşturucu ile mücadele yer alıyor. ABD’nin Batı yarımküredeki önemli bölgelerde kontrolunu sağlama çabaları da bu kapsamda değerlendiriliyor.

Pentagon, Başkan Trump’a, Arktik’ten Güney Amerika’ya kadar olan stratejik alanlara Amerikan askeri ve ticari erişim sağlamak için "geçerli seçenekler" sunacak. Belgede, 19. yüzyıldan kalma Monroe Doktrini’ne atıfta bulunarak, Amerikan etkisinin Batı yarımkürede sürdürülmesi gerektiği vurgulanıyor.

Aynı zamanda, Trump yönetimi, "Altın Kubbe" adı verilen pahalı bir hava savunma sisteminin geliştirilmesine öncelik verilmesini hedefliyor. Bu sistemin Grönland’da inşa edilmesi gerektiği ve bunun için ABD’nin adanın bir kısmı üzerinde egemenlik sahibi olması gerektiği ifade ediliyor. Ancak bu duruma Danimarka'nın karşı çıktığı belirtiliyor. Pentagon’un raporuna göre, Çin artık stratejinin önceliklerinden biri olmaktan çıkıyor ve ABD'nin kendi savunması öne çıkıyor.

Belgede, Washington’un Pekin’i "boğma ya da küçümseme" arayışında olmadığı, onun yerine "çatışmasız güç kullanımı" ile caydırmaya çalışacağı kaydediliyor. ABD’nin Indo-Pasifik bölgesinde güç dengesini sağlamak istediği aktarılıyor. Önceki belgelere kıyasla, Tayvan’a dair herhangi bir bilgi verilmediği dikkat çekiyor.

Rusya ise, Ukrayna'daki savaşın beşinci yılına girerken belgedeki özellikle kısa bir referansa konu oluyor. Pentagon, Rus tehdidini "kalıcı ancak kabul edilebilir" olarak tanımlıyor ve bu durumun en çok NATO'nun doğu üyelerini etkilediğini vurguluyor. Moskova'nın Avrupa üzerindeki hegemonyasını yürütebilecek bir güçte olmadığı belirtildi ve Avrupa ülkelerinin ekonomik ve askeri potansiyelinin Rusya'dan daha fazla olduğu ifade ediliyor.

Stratejinin bir diğer önceliği, ABD’nin müttefikleri ile savunma yükünün paylaşımını artırmak. Pentagon, müttefiklerin uzun zamandır savunmalarını finanse etmeleri için ABD'ye bağımlı kaldıklarını ve yeni stratejinin bir izolasyonizm kayması anlamına gelmediğini aktarıyor.

Pentagon, bu stratejinin geçmişteki kapsamlı stratejilerden farklı olduğunu belirterek, Amerikan çıkarlarını global çıkarlarla karıştırmadığını vurguluyor. Buna göre, müttefiklerden özellikle Avrupa’nın, kendisi için daha ciddi tehditleri karşılamak adına daha fazla sorumluluk alması gerektiği ifade ediliyor.

Bu bağlamda, müttefiklerin NATO zirvesinde üstlendikleri savunma harcamalarını artırmaya yönelik taahhütlerini yerine getirmeleri konusunda baskı yapılacak. Ayrıca, transatlantik iş birliğinin savunma sanayisinde genişletilmesi ve savunma alanındaki ticari engellerin azaltılması hedefleniyor.

Son olarak, stratejinin bir diğer önceliği de Amerikan savunma sanayisinin temelini yeniden inşa etmek. Bu ulusal savunma stratejisi, geçtiğimiz yıl yayımlanan ulusal güvenlik stratejisini takip ediyor ve Avrupa’nın sivilizational bir çöküş tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyarken, Rusya’yı ABD için bir tehdit olarak tanımlamadığını da vurguluyor.