Profesör Žarko Trebješanin, günümüzde sıkça kullanılan 'narsisist' tanımının ilişkilerdeki gerçek anlamını ve bu tür bir kişiyle bağlantı kuranların karşılaşabileceği tehlikeleri açıklayarak önemli uyarılarda bulundu. Profesör, narsisistik davranış kalıplarını zamanında tanımanın, bireyleri büyük duygusal yıkımlardan koruyabileceğini vurguladı.

Profesör Trebješanin, narsisizmin her zaman klinik bir tanı (narsisistik kişilik bozukluğu) olmadığını, ancak belirli düşünce ve davranış kalıplarını ifade ettiğini belirtti. Trebješanin, insanın özgüvenli olmasının normal ve arzu edilen bir durum olduğunu kaydetti. Ancak narsisistlerde özgüvenin sağlıklı sınırları aştığını ve genellikle gerçeklikle bağdaşmayan bir 'her şeye kadirlik' hissine dönüştüğünü sözlerine ekledi.

Pek çok kadının özgüvene çekildiğini belirten Profesör Trebješanin, narsisistlerin ilişkilerin başlangıcında son derece çekici ve karizmatik olduklarını aktardı. Profesör, bu kişilerin özgüvenlerinin kadınları etkilediğini, kadınların onlarda güvenceli bir partner ve koruyucu gördüklerini ifade etti. Ancak maskeler düştüğünde, genellikle çok geç olduğunu, çünkü sevgi arayışındaki kadınların bu kişilere duygusal olarak bağlandığını ve sonunda büyük hayal kırıklıkları yaşadığını kaydetti. Narsisistlerin kendilerine derin bir bağ kurmak yerine partnerlerini sadece 'çekici ve güçlü olduklarının bir teyidi' olarak kullandığını açıklayan Trebješanin, bu durumun ilişki içindeki iki farklı sevgi anlayışının çatışmasına yol açtığını vurguladı. Narsisistler, partnerlerini aşağılamak için çeşitli manipülatif ifadeler kullanır.

Narsisistlerin bağlanmaktan paniğe kapılarak kaçtığını, çünkü bağımlı olmak istemediklerini belirten Profesör, partnerin yakınlaşma çabasının onları daha da uzaklaştırdığını ve sonunda kaçmalarına neden olduğunu dile getirdi. Profesör Trebješanin, bu grandiyöz dış görünüşün ardında genellikle çocukluktan gelen derin bir boşluğun yattığını açıkladı. Trebješanin, narsisistlerin çoğunlukla ebeveynleriyle güvenli bir temel kuramadıkları için kaçınmacı bağlanma tipine sahip olduklarını kaydetti. Soğuk bir anne figürü veya baskın bir ebeveynin çocuğun gelişimini olumsuz etkileyerek, çocuğun travmatik deneyimlerden kaçınmak için yakınlıktan uzak durmayı öğrenmesine neden olabileceğini aktardı.

Günümüzün 'narsisistik kültürünün' de bu durumu beslediğini belirten Trebješanin, toplumun bireylere sürekli daha güzel, daha genç, daha zengin ve daha özgüvenli olma baskısı yaptığını sözlerine ekledi. Bu durumun bireyleri yalnızlığa ve izolasyona ittiğini, 'kendine yetme' ve 'kişisel gelişim' kavramlarının aşırı vurgulanmasının toplumsal atomizasyona yol açtığını ifade eden Profesör, insanların samimi duygusal paylaşımlardan uzaklaştığını vurguladı. Trebješanin, kadınların uzun süre güzellik endüstrisinin kurbanı olmasına rağmen, günümüzde giderek daha fazla erkeğin de bu takıntılı mükemmeliyet kültürünün tuzağına düştüğünü kaydetti.