Sırbistan toplumunda yaşlanma korkusu giderek yaygınlaşıyor. Gençliği temel değer olarak koyan bir toplumda, üçüncü dönem hakkında yayılan mitler bu korkuyu besliyor. Karl Jung'un görüşüne göre, düşünce biçimini değiştirmek ve hayatın ileri yaşlarda da ne kadar güzel ve dolu olabileceğini anlamak yeterlidir. Bu süreçte psikolog ve Viyana Üniversitesi profesörü Jana Nikitina'nın bakış açısı oldukça ilgi çekici.

Birçok insan sadece yaşlanma fikriyle bile korkuyor. Bu korkunun sebepleri çeşitli olabilir: Bazıları görünüşlerinden endişe ediyor, bazıları yalnızlıktan ve en iyi yılların geride kaldığı hissidenden korkuyor.

Yaşlanma hakkındaki algımız ve kişisel algımız, ileriki yaşlara dair düşüncelerimizi nasıl etkilediğini belirleyebiliyor. Eğer sadece bu süreçte kaybedeceğiniz şeylere odaklanırsanız, önünüzde neler olduğunu görmezden gelirsiniz, diye açıklıyor psikolog Jana Nikitina.

Düşüncelerin ve duyguların iniş çıkışları normaldir. Ancak bunlar erken gençlik veya olgunluk dönemlerinde de yaşanır. Önemli olan kendinizi pasif bir konuma koymamak, profesör ve Viyana Üniversitesi Yaşlanma Psikolojisi Araştırma Grubu Başkanı vurguluyor.

Birçok kişi sırt ağrısı veya başka bir rahatsızlık hissettiklerinde izole olmaya başlarlar. Bu da yanlıştır çünkü sosyal bağlantılar yaşlanma hakkındaki kalıpları kırmada yardımcı olur. "Neden farklı yaş gruplarından arkadaşlarınız olmasın? Bir kurs alın, yoga yapın, spor salonuna gidin, hortikultura veya resim derslerine katılın, bilgi edinin... Sadece beyninizi pasif bırakmayın."

Karl Jung'a göre gençlik, temel bir kaynağa değil, daha çok yaşam deneyimleri ve dirençle gelen yaşlanmanın avantajlarına odaklanmalıyız. Derin ilişkiler kurma yeteneği, öz güven ve kendi hedeflerimizi anlama gibi şeyler de önemlidir. Ne istediğimizi ve neye ihtiyacımız olduğunu biliyoruz, hatta ne istemediğimizi ve neye ihtiyacımız olmadığını daha iyi biliyoruz. Bir kişi bu değişimleri takdir etmeye başladığında ve kendi evrimiyle birlikte yaşlanma korkusu yavaşça kayboluyor.

"Üçüncü dönem" ile ilgili negatif klişeleri ve mitleri bırakın. Daha önce fark etmediğiniz yerlerde zorluklar mı yaşıyorsunuz? Peki, dünyanın sonu değil! Gerçeği kabul etmek daha kolay. Farklı yaş gruplarından insanlarla iletişim kurmaya devam edin, bakış açınızı genişletin ve yeni ilham alın. Yürüyün, dışarı çıkın, hala sevdiğiniz kafede latte içmeye devam edin...

Sağlıklı beslenme hakkında daha fazla bilgi edinin ve vücudunuzun neye ihtiyacı olduğunu öğrenin. Daha aktif olmak için hiçbir zaman geç değildir. Tai chi veya benzeri hafif hareketler, düzenli nefes alma ve beden farkındalığı üzerine kurulu doğu teknikleri uygulayabilirsiniz. Bu sayede eklemler korunur ve canlılık teşvik edilir.

Nikitina, minnettarlığın önemini vurguluyor. Hala yapabileceğiniz şeylerden dolayı şükredin, özellikle diğer aktiviteler artık mümkün olmayabilirse. Kendinize uygun bir dünya yaratın. Uzun ömür ve canlılık için yüksek bir açıklığa sahip olmak da etkilidir, çünkü son zamanlarda yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. Bu yüzden kendinizi küçük bir evren içinde kapatmayın.

Yaşlılıkta zaman sınırlıdır, bunun farkındayız. Bu da önceliklerin belirlenmesine yol açar. Bu yaşam aşamasındaki insanlar genellikle büyük bir duygusal dengeye ulaşırlar çünkü kariyer gelişimi ve aile planlaması gibi önemli konular yavaşlar veya durur. Bu alanlar artık tamamlanmıştır, bu yüzden kendinize odaklanın. Mevcut olan şeylerde iyi tarafı bulun ve bunun için mutlu olun, diye tavsiye ediyor psikolog.

Yeni hobiler edinmek, kişisel gelişim, seyahat etmek, iletişim kurmak ve yaratıcılıkla ilgili aktiviteler yapmak asla geç kalmaz. Yeni şeyler keşfetmeye ve zorluklara meydan okumaya devam ederek yaşlanmayı potansiyel ve dünya görüşü olarak görürüz. Başka bir deyişle, yıl sayısı gençliğin sona ermesi anlamına gelmez, yolculuğun devamıdır.