Sırbistan Meclis Başkanı Ana Brnabic, bugün yaptığı açıklamada, Sırbistan'ın ifade özgürlüğünün ve gazetecilerin güvenliğinin geliştirilmesine bağlı kaldığını belirtti. Brnabic, bu konularla ilgili uluslararası raporların tam ve objektif bilgilere dayanması gerektiğini vurguladı. Brnabic, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alan Barseu'ya Belgrad'a yaptığı son ziyaret sırasında şahsen teslim ettiği mektupta, Avrupa Konseyi Gazeteciliği Koruma ve Gazetecilerin Güvenliği Platformu'nun raporuna yanıt verdi. Brnabic, raporda yer alan "2025 yılında Sırbistan, Avrupa'da medya özgürlüğüne yönelik saldırıların ana odak noktalarından biri haline geldi" ifadesine karşı çıktı. Sırbistan'ın medya özgürlüğünün ve gazeteci güvenliğinin korunmasına tamamen adanmış bir devlet olarak, bu tür değerlendirmeleri ciddi ve ayrıntılı açıklama gerektiren önemli bulduğunu kaydetti. Brnabic, rapor yazarlarının Sırbistan'ın nasıl "medya özgürlüğüne yönelik saldırıların odak noktası" olduğu sonucuna vardığını belirten somut ve ölçülebilir kriterlerin belirsizliğini dile getirdi. Ciddi bir medya özgürlüğü tartışmasının doğrulanabilir gerçeklere, açık bir metodolojiye ve medya ortamının tüm ilgili yönlerinin dengeli analizine dayanması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, 2000-2012 dönemine ilişkin olarak, ülkenin yakın tarihindeki medya ve gazetecilere yönelik en ağır şiddet vakalarının bu süreçte kaydedildiğine dikkat çekti. 2001'de Jagodina'da "Večernje Novosti" gazetecisi Milan Pantić'in öldürüldüğünü ve kimsenin sorumlu tutulmadığını hatırlattı. Nisan 2007'de ise "Vreme" haftalık dergisinin gazetecisi Dejan Anastasijević'in Belgrad'daki dairesinin penceresine el bombası atıldığını ve bu olayın da aydınlatılmadığını belirtti. Brnabic, bu dönemde gazetecilere yönelik fiziksel saldırıların, hatta yetkililer tarafından yapılanların bile defalarca kaydedildiğini aktardı. 2003'te Çaçak'ın o zamanki belediye başkanı Velimir İliç'in bir TV röportajı sırasında gazeteciye fiziksel saldırıda bulunduğu olayı örnek gösterdi ve bu konuda herhangi bir hukuki sürecin yürütülmediğini veya adli bir yaptırım uygulanmadığını kaydetti. Aynı dönemde gazetecilerin, 2006'da BK televizyonunun ulusal frekansının elinden alınması ve ardından televizyonun kapatılması da dahil olmak üzere kurumsal baskılara maruz kaldığını açıkladı. "Borba" gazetesinin bir gazeteci ve editörünün bilgi kaynağını açıklamadığı için polis sorgusuna alındığını hatırlatan Brnabic, bu olayların o dönemde Avrupa'daki gazetecilere yönelik en ciddi saldırılardan bazılarını temsil ettiğini değerlendirdi. Ancak, bazı uluslararası raporlarda bu dönemin Sırbistan'da "demokratik konsolidasyon" dönemi olarak tanımlanmasına dikkat çekti. Diğer yandan, 2012'den bugüne kadar, güçlü siyasi kutuplaşmaya ve son derece dinamik bir kamuoyu tartışmasına rağmen Sırbistan'da benzer hiçbir olayın kaydedilmediğini, devlet kurumları tarafından herhangi bir medya kuruluşunun faaliyetini yasaklayacak veya bir yazı işleri bürosunu kapatacak idari kararların alınmadığını vurguladı. Brnabic, devletin, gazeteci cinayetlerini araştırma komisyonu da dahil olmak üzere eski vakaları aydınlatmak için kurumsal mekanizmalar oluşturduğunu bildirdi. Tüm gazeteci tehditlerinin acil prosedürle soruşturulduğunu ve kovuşturulduğunu, aynı dönemde ise önemli bir kısmı iktidarı son derece eleştiren çok sayıda yeni medya kuruluşunun kurulduğunu belirtti.