Çoğu kişiye filmlerden bilinen masum bir olay gibi gelen uyurgezerliğin, bu durumu deneyimleyenlerin anlattıklarına göre, rüya ile gerçeklik arasındaki sınırın korkutucu derecede ince olabileceği belirtildi. Bir dizi kişisel açıklama, bu tür durumların ne denli öngörülemez ve potansiyel olarak tehlikeli olabileceğini vurguladı. Bir genç adam, uyurgezer olduğunu yakın zamanda ve kendisini ciddi şekilde sarsan bir olayla öğrendiğini belirtti. Annesinin anlatımına göre, bir gece yarısı tatilde oldukları sırada apartmandan çıkmaya çalışırken oğlunu yakaladı. Genç adamın kendisi bu durumun farkında değildi. Genç adam, 'Annem uyandı ve beni kapıyı açıp dışarı çıkmaya çalışırken gördü. Beni zorlukla yatağa geri yatırdı ve ben hiç uyanmadım' sözleriyle durumu aktardı. Yaşanan olaya dair hiçbir anısının olmamasının kendisini en çok şaşırtan gerçek olduğunu vurguladı. Genç, 'Gülsem mi, korksam mı bilemiyorum... Annem uyanmasaydı kim bilir nerede olurdum' şeklinde kaydetti. Başka bir kişi ise tamamen farklı bir uyurgezerlik biçimini tarif etti; bu durumda hane halkıyla iletişim kurduğunu belirtti. Uyanıp tamamen normal, ancak çoğu zaman anlamsız konuşmalar yaptığını aktardı. Ailesinin ertesi gün kendisine ne konuştuğunu anlattığını bildirdi. 'Her şey hakkında konuşuyorum, bazen saçmalıklar, bazen de anlamlı şeyler. Ama uyandığımda hiçbir şey hatırlamıyorum' diye kaydetti. Bu tür bölümler, görünüşte zararsız olsalar da, hem kendisini hem de yakınlarını daha da şaşırtıyor. Daha sıra dışı sahnelerden biri, bir genç adamın kardeşini mutfakta bulduğu sabahın erken saatlerinde meydana geldi. Gördüğü manzaranın neredeyse gerçeküstü olduğunu belirtti. Kardeşinin, annesinin ceketini giymiş, tamamen hareketsiz ve gözleri kapalı bir şekilde oturduğunu bildirdi. Genç, 'Fenerle ışık tuttum – hiçbir şey. Bir daha – yine hiçbir şey. Ancak onu çağırdığımda bana baktı ve ‘Hadi anneyi alalım’ dedi' şeklinde aktardı. Durumun tuhaf olmasına rağmen gülmekten kendini alamadığını açıkladı. En sarsıcı hikaye ise yıllarca uyurgezerlik yaşayan ve kendini korumanın bir yolunu bulmaya çalışan bir kadından geldi. Sorunun farkında olduğunu ve onu kontrol etmeye çalıştığını; hatta odadan çıkışı fiziksel olarak engellediğini bildirdi. Kadın, 'Taşırken uyanmak için koltuğu kapıya koyuyordum' diye açıkladı. Ancak bunun yeterli olmadığını belirtti. 'Sabahları koltuğun yerinden oynatılmış olduğunu görürdüm – bu da yine dışarı çıktığım anlamına geliyordu' diye kaydetti. En büyük korkusunu, kendi odasının dışında uyandığında yaşadığını aktardı. 'Bir keresinde üç katlı evin en üst katındaki terasta uyandım. Bir diğerinde ise komşunun bahçesinde' sözleriyle durumu bildirdi. Uyurgezerliğin nasıl sona erdiğini bilmediğini de belirtti. Bu açıklamalar, uyurgezerliğin yalnızca masum bir çocukluk alışkanlığı olmadığını, ciddi ve öngörülemeyen durumlara yol açabilecek bir durum olduğunu vurguladı. Gece yarısı kapı kilidini açmaktan, bilinçsizce konuşmalara, hatta evden çıkmaya kadar tüm bu olayların ortak noktası ise yaşananlara dair hafıza kaybının tamamen yaşanması olarak belirtildi.