Batı Sırbistan'ın Prijepolje yakınlarındaki Donje Babine köyünde, yoldan, hastaneden ve insanlardan uzak, sarp bir dağ rüzgarına açık bir yerde, 76 yaşındaki Milica Langović ve iki oğlu Miroslav ile Njegoš'un zorlu yaşam mücadelesi sürdüğü bildirildi. Her ikisi de ağır hasta ve yatağa bağımlı olan oğullarının tüm yükünü, bu yorulmak bilmez yaşlı kadının zayıf omuzları taşıyor. Milica Langović, onlarca yıldır kendisinden çok daha güçlülerini bile yıkacak bir yükü yorgun omuzlarında taşıyan Sırp bir anne olarak kayda geçti. Doğuştan serebral palsi hastası olan iki oğlu, yirminci yaşlarına kadar bir şekilde ayakta kalmayı başarsa da, hastalık ilerlemiş ve son on yıldır ikisi de tekerlekli sandalyeye mahkum hale gelmiştir. Şimdilerde seksenli yaşlarında olan Milica, oğulları için hem anne, hem baba, hem doktor, hem de bakıcı ve tüm dünya konumunda bulunuyor. Elleri zayıflasa, ayakları titrese de, kalbi hâlâ sadece oğulları için atıyor. 'Her kış korkuyoruz. Yorgun düştüm, yaşlandım, 76 yaşındayım ve ben onlar için her şeyim. Ölürsem işlerinin biteceğinden korkuyorum. Onlara bir bardak su, ilaç, bir parça ekmek verecek kimse kalmayacak. Bu beni giderek daha çok rahatsız ediyor. Doktorlar ve acil yardım buraya gelmiyor, gelebilecekleri bir yol da yok. Onlar için duyduğum keder ve endişe beni öldürüyor' ifadelerini aktardı. Bu zorlu ve yolsuz bölgeye sadece nadir insanlar 'Allah yardımcınız olsun' demek ve yardım elini uzatmak için geliyor. Bunlardan biri de eskiden tesadüfi bir yoldan geçen, şimdilerde ise Langović ailesinin ev dostu ve büyük destekçisi Lazar Gluščević'tir. Lazar Gluščević, 'İşim gereği sık sık buradan geçerdim ve bir keresinde Langović'lere uğradığımda, o iki oğulu tekerlekli sandalyede ve yaşlı anneyi onlara bakarken görünce içim cız etti. O zamandan beri elimden geldiğince yardım etmeye çalışıyorum. Arkadaşlarımla birlikte evlerinin önüne bir patika yaptık, böylece dışarı çıkabiliyorlar' sözlerini belirtti. Gluščević, bu aile için tek kalıcı bir çözüm olduğuna inandığını vurguladı. 'Bu acı çeken ruhlar için tek kurtuluş, hastane veya sağlık ocağına yakın bir ev. Banliyöde de olabilir, nerede olduğu önemli değil, sadece ambulansın gelebileceği, acil yardımın her an ulaşabileceği bir yer olsun. Ev yapımına yardım etmek için birçok kişi başvurdu, tek sorun inşaat için bir arsa bulmak. Allah'a ve iyi insanlara güveniyoruz. Belediye başkanından ve devletten de yardım alacağımıza inanıyorum. Onları ilk kar yağmadan dağdan taşımalıyız' şeklinde açıklama yaptı. Dağlık ve ıssız bölgede, üç acı çeken ruh kurtarıcılarını bekliyor. Belki bekledikleri hiç gelmeyecek, ama kesin olan bir şey var ki, çektikleri acılarla uzun zaman önce ağır yaşamın tüm zorluklarının bedelini ödediler. Bugün umdukları lüks değil, zenginlik aramıyorlar. Çok şey istemiyorlar. Sadece insanlara, doktorlara, hayata daha yakın bir çatı istiyorlar. Yakında dünyaya daha yakın olmayı umuyorlar. Çünkü bugün biz hepimiz onlara ihtiyacız. Her şey Allah'ın elinde, ama halk eskiden beri der ki – insan insana el uzatmadıkça Allah bile tek başına yardım edemez.