Sırbistan'ın önde gelen gazetelerinden Blic'te köşe yazarı Čedomir Antić, kaleme aldığı yazısında modern demokrasinin karşı karşıya olduğu derin krizi ele aldı. Antić, Batı'nın dayattığı demokrasi anlayışının kültürel farklılıkları göz ardı ettiğini ve özellikle Sırbistan gibi ülkelerde bu modelin sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Antić, demokrasinin öncelikle 'yıpranmış bir kelime' olduğunu belirtti. Demokrasinin kültürel olarak koşullandırılmış bir anlamı olduğunu, idealinin her kültürde aynı olamayacağını kaydeden Antić, prosedür ve ideal olarak demokrasi koşullarının kalıcı veya değişmez olamayacağını ifade etti. Yazıda, neredeyse bir asırdır demokrasinin 18. yüzyıl sonunda 'özgürlük' kelimesinin, Orta Çağ'da ise 'inanç' kelimesinin kullanıldığı ölçüde kötüye kullanıldığına dikkat çekildi ve Madam Roland'ın giyotine giderken 'Ey Özgürlük, adına ne korkunç suçlar işlendi!' feryadı hatırlatıldı. 1945 ve 1989'daki totalitarizm yenilgilerinden bu yana Batılı güçlerin demokrasiyi evrensel olarak dayatma çabasında olduğunu aktaran Antić, bunun toplumları 'mutluluğa' yöneltmesi gerektiğini belirtse de, bu dayatılan uzlaşmaz ve tavizsiz form için koşulların sorgulanmadığını kaydetti. ABD ve bazı AB ülkelerinin yıllardır en az yüz devlete bu yaklaşımı uyguladığını ifade etti. Antić, '23. Madde' olarak nitelendirdiği ironiye işaret ederek, güya demokratik olan aynı ülkelerin dün dünyanın geri kalanının çoğunu köleleştirdiğini, şimdi ise onları demokratikleştirmek, geliştirmek ve özgürleştirmek istediklerini belirtti. Yazar, bu model ülkelerin, bugünkü hak ve ekonomi düzeni anlayışıyla kendilerinin dahi gelişemeyeceğini veya demokratik olamayacağını vurguladı. Zimbabwe, Sırbistan veya Endonezyalıların, İngilizlerin yüzyıllarca kat ettiği yolu anında katedebileceği umudunun, cehaletten çok küstahlığın bir ürünü olduğunu aktardı. Çağımızda demokrasinin büyük bir krizde olduğunu belirten Antić, siyasi İslam dışında tüm dünya ideolojilerinin terminal bir kriz içinde olduğunu kaydetti. Gelişmiş Batı dünyasında 1962'den bu yana sosyal farklılıkların yeniden arttığını dile getiren Antić, ekonomik yapının sosyal gerilimi geleceğin gerçek proleterleri olan göçmenlere aktardığını ifade etti. Batı'da artık demokrasiye inanılmadığını, hatta çoğu zaman oligarşi ve popülizmle özdeşleştirildiğini vurgulayan Antić, modern demokrasi için teknik ön koşulların da kalmadığını belirtti. Gazete ve televizyonların büyük internet şirketleri lehine reklam gelirlerinin %95'ini kaybettiğini, devletin pahalı ve karmaşık hale geldiğini kaydeden Antić, silahların da feodalizmi yıkan tüfek ve top olmaktan çıkıp, uzaydan yönlendirilen dronlar, insansız hava araçları ve füzeler haline geldiğini aktardı. Modern toplumlarda artık demokrasinin olamayacağını, vatandaşın yönetimde önceki ölçüde ve kalitede katılım gücüne sahip olmadığını dile getiren Antić, Sırbistan'ı da kapsadığı Batı toplumunda modern demokrasinin ideolojileri olan milliyetçilik ve liberalizmin sadece izlerinin kaldığını kaydetti. Ataların yaşadığı yeniye duyulan açlık ve memnuniyetsizliğin kaybolduğunu, modern Batılı insanın öfkesinin 'haklı bir öfke' yerine 'şımartılmış ama özünde güçsüz bir çocuğun histerisi' olduğunu ifade etti. Samuel Huntington'ın Balkanlar'da, özellikle Sırbistan'da demokrasinin 19. yüzyılın seksenli ve doksanlı yıllarında on yıllarca süren mücadelenin ardından yeniden tesis edildiği gerçeğini tamamen göz ardı etmesinin birçok kişiyi hayal kırıklığına uğrattığını aktaran Antić, 19. yüzyıl sonundaki bu demokrasinin yine de bir simülasyon olduğunu belirtti. Bu dönemde Sırbistan'ın, eksikliklerine rağmen yüksek seçmen katılımına, özgür seçimlere ve çeşitli bir meclise sahip olduğunu kaydetti. Günümüzde Sırbistan toplumunun demokratikleşmesinin nasıl mümkün olabileceği sorusunu yönelten Antić, Trump, Macron, Liz Truss veya Scholz sonrası Batı'da bir 'model'in kalmadığını ifade etti. Büyük güçlerin kendi zorluklarını ihraç etme pratiğinin son otuz yıldır Sırbistan'da da görüldüğünü vurgulayan Antić, ABD ve Quint ülkelerinin, Lahey Mahkemesi'nden Kosova'nın statüsüne, Rusya'ya yaptırımlardan Çin ile işbirliğine kadar bir dizi çelişkili taleple Sırbistan'da demokrasinin konsolidasyonuna fiilen izin vermediğini kaydetti. Sırp toplumunun hiçbir zaman bu denli bölünmüş olmadığını belirten Antić, toplumun siyasi yelpazesinin uç noktalarındaki birkaç siyasi aktivist dışında herkesin dayatılan politikaların alternatifinin olmadığı konusunda hemfikir olduğunu dile getirdi. Antić, Batı'nın zehirli etkisi altında ve derin bölünmelerle adil ve demokratik bir yönetimin nasıl kurulacağı sorusunu yöneltirken, kendi halkındaki sınıf düşmanlarından daha çok yabancıları nefret edenlerin demokrasiye nasıl umut bağlayabileceğini sorguladı.