Evde daha hoş bir atmosfer yaratmak ve uyku kalitesini artırmak amacıyla, giderek daha fazla kişi feng shui yaşam alanı düzenleme felsefesinden ilham alan basit çözümlere yönelmektedir. Son yıllarda sıklıkla öne çıkan tavsiyelerden biri de yatak odasına cam bir kase içinde iri tuz yerleştirmektir. Bu inanışlara göre, tuza mekanın harmonizasyonunu sağlama ve daha kaliteli bir dinlenmeyi teşvik etme özellikleri atfedilmektedir. Bu nedenle, uyku sorunları veya kesintili uyku yaşayan kişilere bu uygulamanın sıklıkla tavsiye edildiği kaydedildi. Feng shui geleneğinde, doğal malzemelerin mekanın enerjisini etkileyebileceği düşüncesinden yola çıkılmaktadır. İri tuza, bu inanışlara göre, olumsuz etkileri 'emme' yeteneği atfedilmekte, böylece dinlenmeye uygun daha huzurlu bir ortam yaratıldığı belirtilmektedir. Vücudun ve zihnin enerjiyi yenilediği bir yenilenme alanı olarak yatak odasına özel bir vurgu yapıldığı aktarıldı. İri ve kuru tuz içeren cam kabın, feng shui yorumunda duygular ve alıcı enerji ile ilişkilendirilen yatağın sol tarafındaki komodinin üzerine yerleştirilmesinin en uygun olduğu bildirildi. Kabın kapaksız, açık kalması gerektiği ve tavsiyelere göre tuzun her yedi günde bir değiştirilmesi gerektiği vurgulandı. Aynı zamanda, tuzun bulunmaması gereken yerlere dikkat etmenin önemli olduğu belirtildi. Kabın yatağın altında veya kapalı ya da gizli alanlarda tutulmaması tavsiye edilmekte, zira bu durumda işlevini yitirdiği düşünülmektedir. Enerjinin serbestçe dolaşabilmesi için kavanozun görünür bir yerde olması gerektiği açıklandı. Feng shui ayrıca, yatağın altındaki boş kalması gereken alanın önemini de vurguladı. Bu prensiplere göre, bu alanda eşya depolamanın enerji akışını engelleyebileceği ve uykuyu olumsuz etkileyebileceği, bu nedenle düzenli ve havadar bir yatak odasının korunmasının tavsiye edildiği aktarıldı. Birçok kişi bu tür ritüellerin kendilerini rahatlattığını ve daha hoş bir ortam yarattığını iddia etse de, tuzun gerçekten 'negatif enerjiyi emdiğini' veya uyku kalitesini doğrudan iyileştirdiğini doğrulayan bilimsel kanıtların bulunmadığı belirtildi. Buna rağmen, bireylerin bu uygulamaları dinlenmeye hazırlanma ve zihinsel rahatlama rutinlerinin bir parçası olarak severek dahil ettikleri kaydedildi.