Sırbistan merkezli SRCE Partisi bugün yaptığı açıklamada, Sırbistan Başbakanı Đuro Macut'un 'saklanmasını' ve bakanların halkı rahatsız ederek Belgrad Üniversitesi'ne zarar vermesini skandal olarak bildirdi. SRCE Partisi, yaptığı açıklamada, Organize Suçlarla Mücadele Dairesi'nin (UKP) rektörlük binasına baskın düzenlemesinin, Rektör Vladan Đokić'e, çalışanlara ve öğrencilere tacizde bulunulmasının, Öğrenci Meydanı'nda toplanan vatandaşlara yönelik polis şiddetinin ve Bakan Darko Glišić'in 'Çocuklarınızı blokajcı fakültelere kaydettirmeyin, zira Şabac'tan bu kızı geri verdikleri gibi, onları da tabutla geri verecekler' yönündeki açıklamasının Sırbistan Başbakanı Đuro Macut'u 'bahar uykusundan uyandıramadığını' belirtti. Parti, Đuro Macut'un kendisi de abluka altında olan Belgrad Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tam zamanlı profesör olduğunu ve başbakan seçilirken yaptığı konuşmada en önemli vaatlerinden birinin üniversitelerde eğitimin normalleşmesi olduğunu kaydetti. SRCE Partisi, ayrıca Macut'un, ilgili Bakan Dejan Vuk Stanković'in devlet üniversitelerini – ki Belgrad Üniversitesi de bunlardan biri – 'disipline edeceğine' dair açıklamalarına ve profesörlere ile akademik camiaya yönelik tüm uygunsuz tehditlere rağmen tepki göstermediğini vurguladı. Parti, bu kurumun zorlu çalışmalarla dünyanın en iyi yüzde ikilik üniversiteleri arasına yerleştiğini de aktardı. SRCE Partisi, Sırbistan Başbakanı Đuro Macut'un hükümeti kimin yönettiği, kabinesinin yükseköğretim kurumlarına yönelik politikasının ne olduğu ve Eğitim Bakanı'nın kötü şöhretli Şeşelj Üniversiteler Yasası'nı tekrar yürürlüğe koyma niyetiyle katılıp katılmadığı konularında acilen açıklama yapmasını talep ettiğini belirtti. Parti, kamuoyunun anayasaya göre devletin en güçlü ve sorumlu kişisi olan Başbakan Macut'tan, Bakan Darko Glišić'i derhal görevden almasını beklediğini de kaydetti. SRCE Partisi, Glišić'in Filoloji Fakültesi'ndeki trajediyi 'itaatsiz' üniversiteleri yok etmek için kullanma biçiminin siyasi leş kargalığından başka bir şey olmadığını gösterdiğini, devlet yönetiminin sorumluluğunu üstlenmiş hiç kimsenin, hatta bu sorumluluk sadece biçimsel olsa bile, böyle bir durumun arkasında durmaması gerektiğini ve özellikle de tıp bilimi doktoru unvanına sahip birinin, yarın bir profesör olarak öğrencilerin karşısına çıkıp onlara tıp etiğini öğretme yükümlülüğü varken bu duruma sessiz kalmaması gerektiğini aktardı.