Klimat değişikliği artık sadece geleceğin bir problemi değil, günlük hayatımızın bir parçası haline geldi ve insanların sağlığı, ekonomi ve yaşam ortamını ciddi şekilde etkiliyor. Bu durum, vatandaşların haklarını korumak için yeni yollar arayışına girmelerini gerektiriyor.

Artık artan sıklıkta ve şiddette meydana gelen hava olayları nedeniyle, insanlar haklarının korunması için daha fazla yasal sürece başvuruyor. Bu süreçler, iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir aşamayı temsil ediyor olabilir ve benzeri davalar bir gün Sırbistan'da da görülebilir.

Danica Janković ve Jana Sovilj, Regional Centre for Environmental Law (RCEL) tarafından bu konuda bir makale yazdı. Onlar, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uygulanması gereken politikaların sadece emisyonları azaltmakla sınırlı kalmayacağını belirtiyor. Toplumun, artan sıcaklıklar, aşırı hava olayları ve deniz seviyesindeki yükselme gibi yeni koşullara uyum sağlaması da gerekiyor.

Son yıllarda uluslararası kuruluşlar ve ülkeler, iklim değişikliğinin sonuçlarına karşı hazırlık yapmak için stratejiler ve yasalar benimsedi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde ve Paris Anlaşması'nda belirtilen temel hedeflerden biri de, ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamak için politikalar geliştirmek.

Bu tür önlemler, hava risklerinin değerlendirilmesini, sel, kuraklık ve aşırı sıcaklıklara karşı dayanıklı altyapıların inşa edilmesini, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesini, tehdit altındaki toplulukların korunmasını, tarım ve su yönetiminin yeni koşullara uyum sağlamasını ve hava durumunu izleme sistemlerinin geliştirilmesini içerebilir.

Ancak yasaların varlığı tek başına yeterli değil. Yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi için sürekli bir çaba gerekiyor. Son yıllarda, vatandaşlar ve kuruluşlar, iklim değişikliğinin sonuçlarından kaynaklanan zararları telafi etmek için mahkemelere başvurdu.

2015 ile 2024 yılları arasında bu tür davalar yaklaşık 80 ülkede görüldü. Genellikle vatandaşlar veya sivil toplum kuruluşları, hükümet kurumlarına, yerel yönetimlere veya kamu şirketlerine karşı dava açıyorlardı.

Bunun nedeni, iklim değişikliğinin sonuçlarından kaynaklanan zararların önlenmesi için yeterli önlemin alınmamasıydı. 2026 yılında Hollanda'da yaşanan bir davada, Greenpeace Netherlands ve Boner adası sakinleri, hükümetin deniz seviyesindeki yükselme ve aşırı hava olaylarına karşı yeterince hazırlıklı olmadığını iddia ederek dava açtı.

Mahkeme, hükümetin haklarını ihlal ettiğini ve vatandaşların güvenliğini tehlikeye attığını belirterek karar verdi. Hükümete iklim değişikliğine uyum sağlamak için bir plan hazırlaması ve uygulaması emredildi.

Kolombiya'da da benzer davalar görüldü. 2021 yılında Arauka bölgesindeki sakinler, hükümetin aşırı sel olaylarına karşı yeterince önlem almadığını iddia ederek dava açtı. Bir yıl önce Providensija adasında yaşayan bir kadın, 2020'deki Jota kasırgasının ardından hükümetin yeterli yardım ve destek sağlamadığı için dava açtı.

Bu davalar, iklim değişikliğinin sonuçlarından kaynaklanan zararlar konusunda yasal bir çerçeve oluşturmaya yardımcı oluyor. Ancak bu süreçte birçok zorluk da var.

Örneğin, Sırbistan'da henüz özel olarak iklim değişikliğiyle ilgili koletif dava sistemleri bulunmuyor. Bu durum, sivil toplum kuruluşlarının bu tür davalarda yer almasını zorlaştırıyor. Ayrıca, iklim değişikliğinin sonuçları ile belirli bir eylem arasındaki bağlantıyı kanıtlamak da oldukça zordur.

Sırbistan'da iklim değişikliğiyle ilgili yasal süreçler henüz gelişme aşamasında. Ancak bu konuda farkındalık artıyor ve gelecekte daha fazla dava görülebilir.

Danica Janković, Regional Centre for Environmental Law (RCEL)'in program direktörüdür ve enerji, iklim değişikliği ve çevre hukuku alanlarında uzmanlaşmıştır.

Jana Sovilj, RCEL'de hukuki danışmandır ve ekolojik ve iklim hukuculuğuyla ilgilenmektedir.