Sırp sunucu Maja Žeželj, hayatının en travmatik dönemine ilişkin ayrıntıları aktararak, teşhisi konulmayan bir sepsisle yaklaşık 40 gün komada kaldığını ve hayatta kalma şansının sadece yüzde iki olduğunu bildirdi. Žeželj, tromboz nedeniyle yüzünün morardığını, trombofili genetik yatkınlığı bulunduğunu ve doktorların durumu "geri dönüşü olmayan sepsis" olarak tanımladığını kaydetti.

Žeželj, başlangıçta aşırı soğuk hissettiğini ve yorgunluktan bitkin düştüğünü belirterek, ateşi 40 dereceye yükseldiğinde hastaneye gittiğini aktardı. Hastanede yapılan tetkiklerde yüz renginin değişmeye başladığını ve lekelerin oluştuğunu fark ettiğini söyleyen Žeželj, doktorların kendisini televizyondan tanıdıkları için baktıklarını düşündüğünü ifade etti. Ancak durumunun tromboz olduğunu anlayan bir doktorun çağrılmasıyla, "geri dönüşü olmayan sepsis" teşhisi konulduğunu vurguladı. Teşhisin ardından komaya girdiğini ve hayatta kalma şansının çok düşük olduğunu belirtti.

Komadayken "paralel bir yaşam" deneyimi yaşadığını ve halüsinasyonlar gördüğünü açıklayan Žeželj, bu süreçte doktorlar Vesna Bumbaširević ve Biljana Damjanović'i "farklı bir boyutta" gördüğünü kaydetti. Eşi Ivan Stanković de o anları hatırlatarak, doktorların Maja'nın hayatta kalma şansının yüzde beşin altında olduğunu söylediğini ve bu durumun kendisini derinden sarstığını belirtti. Stanković, eşinin iyileşmek için en disiplinli hasta olduğunu da sözlerine ekledi.

Žeželj, komadan uyandıktan sonra yeniden yürümeyi öğrendiğini ve o dönemde "geri dönmesini sağlayan" hemşire Olivera'yı hala gördüğünde etkilendiğini aktardı. Sepsinin yaygın bir durum olduğunu ve küresel çapta yılda 40 ila 50 milyon kişiyi etkilediğini, 11 milyon kişinin ölümüne yol açtığını vurgulayan sunucu, sepsisin bir hastalık değil, vücudun kendini yok ettiği bir durum olduğunu ve farkındalığın artırılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Bu zorlu sürecin ailesini güçlendirdiğini ve gerçek dostlarını anlamasına yardımcı olduğunu da sözlerine ekledi.