Fransa'da, Marin Le Pen'in ya da siyasi varisi Jordan Bardella'nın öncülüğünde aşırı sağın 2027 yılındaki başkanlık seçimlerinde nasıl bir yol haritası çizeceğine karar verecek olan temyiz süreci, Salı günü başlıyor. Bu sürecin sonucu, yalnızca Fransa’nın siyasi atmosferini değil, aynı zamanda Fransa’nın Avrupa Birliği ile olan gelecekteki ilişkilerini de önemli ölçüde etkileyebilir.

Le Pen, uzun yıllardır Ulusal Birlik partisinin marjinal bir partiden 2027 seçimlerinde galibiyet için en güçlü aday konumuna gelmesinde kilit bir rol üstlenmiştir. Ancak, geçtiğimiz yıl Avrupa Parlamentosu'ndan sağlanan fonların usulsüz kullanımı nedeniyle verilen beş yıllık seçim yasağı nedeniyle şu anda adaylık başvurusunda bulunamamaktadır.

Bu yasakla ilgili itiraz süreci devam etmektedir. Mahkeme sürecinin yaklaşık bir ay sürmesi bekleniyor ve kararın yaz aylarından önce açıklanması beklenmiyor. Le Pen, daha önceki sert siyasi söylemlerinin aksine, bu sefer hukuki bir mücadele yürütme kararı almıştır. Avukatları, suçlamayı teknik hukuki argümanlarla çürütmeye çalışırken, cezanın orantısız olduğunu savunacaklar; siyasi bir takip iddiasında bulunmak yerine hukuki temellere dayanarak savunma yapacaklar.

Le Pen, yasak kararını kaldırmayı başarabilirse bile, siyasi gerçekliklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır; çünkü bazı seçmenler ve parti içindeki destekçiler giderek Bardella'ya yönelmektedir. Uzun zamandır yedek bir seçenek olarak görülen Bardella, artık ana aday olarak düşünülmektedir.

Aralık ayında Ipsos tarafından yapılan bir ankete göre, Bardella, Fransa'daki en yüksek olumlu oy oranına sahip politikacı haline gelmiş ve Le Pen'i geride bırakmıştır. Kasım ayında yapılan Odoxa anketi ise Bardella’nın başkanlık seçimlerinin her iki turunda da galip geleceği sonucunu ortaya koymuştur.

Ulusal Birlik, kamuya açık şekilde hala Le Pen’in birinci tercih olduğunu belirtse de, onun adaylığı, hızlı yargı sürecindeki başarısına bağlıdır. Bunun için, geçmişteki sert söylemlerine karşı daha ölçülü ve mesafeli bir tutum sergilemesi gerekecektir.

Le Pen ve 24 diğer sanık, 2024 yılının sonlarında Avrupa Parlamentosu’nun bütçesinin parti çalışanlarının finansmanı için kullanıldığı iddialarıyla mahkemeye çıkacaklar. Savcılık, bu çalışanların, resmi olarak parlamenter asistan olarak çalıştırılmalarına rağmen, adlarına faturalandırılan işler için çalışmadığını öne sürmektedir.

Duruşma boyunca savunma, süreci politik bir motivasyona dayandırmaya çalışsa da, mahkeme birçok kanıtı kabul etmiştir; bu kanıtlar arasında bazı asistanların etki alanında bulunmadıkları belgeleri de içermektedir.

İlk duruşmadaki başarısız stratejinin ardından, sanıkların avukatları şimdi daha geleneksel bir itiraz yöntemine odaklanmakta ve her bir satırı analiz ederek olası usul hatalarını araştırmaktadırlar. Le Pen'in savunması, her sanık için ayrı ayrı uyarlanarak, parti yönetiminden bağımsız kararlar alındığı izlenimini vermeyi hedeflemektedir.

Le Pen'in avukatları özellikle, ulusal seçimlerdeki adaylığını yasaklayan cezanın, suçla orantısız olduğunu vurgulayacaktır.

Temyiz mahkemesinin alacağı karar, farklı sonuçlar doğurabilir. Eğer yasak devam ederse, Le Pen, daha önceki açıklamalarına dayanarak, başkanlık yarışından çekileceğini belirtmiştir; zira üst mahkemeye yeni bir itiraz için zaman bulamayacaktır.

Bu durumda, Bardella'nın Ulusal Birlik'in adayı olma şansı yüksek görünmektedir. Eğer Bardella seçilirse, bu durum Fransa’da yürütme ve yargı arasında ciddi bir çatışmaya yol açabilir. Sanıklardan biri, yeni yönetimin yargıçlar ve savcılarla hesaplaşabileceğini, bu durumun eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yargı kurumlarına yönelik tutumuna benzer olabileceğini ifade etmiştir.

"Adaletsizlik duygusu ortadan kalkmayacak. Zamanla bu duygu bir intikam isteğine dönüşebilir," şeklinde uyarıda bulunmuştur.