Geçen yıl ekim ayında Sudan'da sivillere yönelik büyük çaplı bir katliamın gerçekleştiği bildirilmektedir. Kırk beş yaşındaki Sudanlı Hasaina, bu olayda El-Faşir şehrinde yaşanan vahşetten sağ kurtularak dört çocuğuyla birlikte Uganda'da mülteci olarak yaşamını sürdürdüğünü belirtti. Sudanlı Hasaina, parmağından neredeyse düşecek olan yüzüğünü gergin bir şekilde çeviriyordu. Bitkin düşen elleri adeta deri ve kemik kalmış, taşıdığı yaralar sadece fiziksel değil, aynı zamanda derin psikolojikti. Altı ay önce, savaşın harap ettiği Darfur'daki memleketi El-Faşir'de bir katliamdan sağ kurtuldu. Gözyaşları içinde, 'Soykırımı kendi gözlerimle gördüm ve kendi tenimde hissettim' ifadelerini aktardı. Sudan'daki savaşın üç yıldır devam ettiği, çatışmalarda, açlık ve yıkım nedeniyle yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Şiddet, geçen ekim ayında, düzenli orduyla savaşan paramiliter Hızlı Destek Güçleri'nin (RSF) uzun bir kuşatmanın ardından Darfur'un en büyük şehri olan El-Faşir'i ele geçirmesiyle doruğa ulaştı. Deutsche Welle'nin aktardığına göre, birkaç gün içinde sivillere yönelik büyük çaplı bir katliam gerçekleştirildi. Birleşmiş Milletler Baş Araştırmacısı Mohamed Chande Othman, soykırımın açık unsurları bulunduğunu bildirdi. Othman, 'Bu vahşetler soykırımın tüm özelliklerini taşımaktadır' açıklamasını yaptı. Othman, bu sonuçlarını üç temel bulguya dayandırdığını vurguladı: 'Birincisi, toplu cinayetler. İkincisi, işkence ve korkunç cinsel şiddet. Üçüncüsü ise insani yardımın engellenmesi ve sağlık kuruluşlarının yıkılmasıyla sistematik aç bırakma.' Şehrin 18 aydan fazla kuşatma altında olduğu kaydedildi. İnternet, telefon bağlantısı, yiyecek ve yakıt bulunmadığı, kimsenin şehre girip çıkamadığı belirtildi. Askeri güçler nihayet geri çekildiğinde, yaklaşık 250.000 sivil tamamen savunmasız kalarak RSF'nin insafına terk edildi. Hasaina da onlar arasındaydı. 25-26 Ekim gecesi yaşanan saldırı sırasında çocuklarıyla kaçtığını, eşinin ise yaralı bir akrabasına yardım etmek için geride kaldığını ve o günden sonra bir daha onu göremediğini aktardı. Şehirden kaçmaya çalıştığı anı şöyle aktardı: 'O kargaşada bir hendeye düştüm. Toprak ve cesetlerle üzerim örtüldü. Kendime geldiğimde çoktan şafak sökmüştü. Etrafım her yerde cansız bedenlerle doluydu.' RSF'nin şehir etrafına 30 kilometre uzunluğunda, dört metre genişliğinde ve dört metre derinliğinde, ek bir toprak setle birlikte, kaçmaya çalışan herkes için aşılmaz bir tuzak niteliğinde bir hendek kazdığı belirtildi. Birçok kişinin tam da burada hayatını kaybettiği vurgulandı. Hayatta kalanların sıklıkla esaret altında kaldığı kaydedildi. Hasaina ve çocuklarının, Avustralya'dan bir akrabasının fidye ödemesinin ardından serbest bırakıldığı aktarıldı. Uzun ve tehlikeli bir yolculuğun ardından Uganda'daki bir mülteci kampına ulaşmayı başardıkları belirtildi. Suçluların bizzat kendilerinin işledikleri vahşeti belgelediği bilgisi özellikle endişe verici olarak belirtildi. İnternet bağlantısının yeniden sağlanmasının ardından RSF'nin Telegram üzerinden müzik ve propaganda eşliğinde vahşet görüntüleri yayınladığı kaydedildi. Bazı görüntülerde savaşçıların hendeklerde mahsur kalan sivillere ateş açtığı, diğerlerinde ise hastanelerdeki yaralıların infaz edildiği vurgulandı. Uluslararası Kurtarma Komitesi'nden Bob Kitchen gibi insani yardım çalışanları, toplu tecavüzlere de tanıklık ettiklerini belirtti. Kitchen, suçların boyutunu 'Konuştuğumuz neredeyse herkes bebeklerden yaşlı kadınlara kadar cinsel istismara uğramıştı' sözleriyle aktardı. Kitchen, sözlerine devam ederek, 'Bunlar genellikle olağanüstü acımasızlıkta toplu tecavüzlerdi. Şiddetin bir cezalandırma aracı olarak kullanıldığı açıktır' ifadesini kaydetti. Uydu görüntülerinin trajedinin boyutlarını ayrıca doğruladığı kaydedildi. Yale Üniversitesi'nden uzmanların, şehrin etrafındaki köylerin ve tarım alanlarının yıkımını belgelediği, bunun nüfusu aç bırakmaya yönelik kasıtlı bir strateji olduğuna inandıkları belirtildi. Şehrin düşmesinin ardından, uzaydan toplu mezar izleri ve ceset yığınları tespit edildiği açıklandı. Araştırmacı Nathaniel Raymond, 'En az 70.000 kişinin ölü ya da kayıp olduğu kabul edilmelidir' değerlendirmesini aktardı. Kuşatmanın dünya kamuoyunda uzun süre neredeyse hiç fark edilmeden devam etmesine rağmen, ekim ayındaki katliamın boyutlarının nihayet şok etkisi yarattığı ve bağımsız bir soruşturma için giderek artan taleplere yol açtığı belirtildi. Hasaina'ya göre sorumluluk sadece faillerde değil. Hasaina, 'Uluslararası toplum bizi yüzüstü bıraktı. Kuşatma sırasında harekete geçmeli ve en kötüsünü engellemeliydi. Ama yine hiçbir şey olmadı' ifadelerini aktardı.