Mevcut durum, geçen Mart ayında yapılan bir afere dayanıyor. Hırvat yetkilileri, özellikle de Başbakan Andrej Plenković, yaklaşık 37.000 ton atıkların Gospić bölgesine yasadışı olarak bırakılmasıyla ilgili ortaya çıkan skandala karşılık verdi.

Ancak, son beş ay içinde USKOK tarafından talep edilen üç resmi rapor, yeraltı sularının durumunun daha da kötü olduğunu gösterdi.

İlk rapor, Zagreb'deki Geotehnik Fakültesi tarafından 24 Mart 2026 tarihinde tamamlanmış ve Divoselu'daki Bilajska 50 adresindeki atık, toprak ve su örneklerinin analizini içeriyordu. Uzmanlar, atığın ekotoksiksiz özelliklere sahip olduğunu (HP14) ve erozyon riski taşıyan bir alana gömülmüş olduğunu tespit etti.

Laboratuvar analizleri o dönemde standart parametreler kapsamında yapılmıştı; ağır metaller, alkali maddeler ve bazik organik bileşikler dahil olmak üzere. Arsenik, kurşun, krom ve diğer metallerin konsantrasyonları düşük olarak ölçüldü. Bu nedenle uzmanlar o zaman "atık şu anda yeraltı sularını kanıtlanabilir bir şekilde kirletmiyor" sonucuna vardı ancak potansiyel bir risk olduğunu vurguladılar.

Hükümet, ilk aylarda bu sonuçlara dayanarak olayla ilgili endişeleri hafifletmeye çalıştı. Ancak uzmanların şüpheleri ve yerel halkın baskısı nedeniyle ek incelemeler yapıldı. USKOK, aynı kuyulardan alınan su örneklerinin yeniden analiz edilmesini talep etti ve Geotehnik Fakültesi 15 Temmuz'da bunu tamamladı.

Bu sefer, özellikle çevreye zarar veren "güçlü kimyasallar" olarak bilinen perfluorlu ve polifluorlu bileşikler (PFAS) hedeflendi. Sonuçlar durumu önemli ölçüde değiştirdi. Bölgedeki su temizken, atık alanından çıkan suda içme suyu için belirlenen sınırın iki katı miktarda "güçlü kimyasal" bulunmuştu.

Rapor, atık alanındaki zararlı maddelerin yeraltı sularına ulaştığını gösterdi. USKOK 6 Ağustos'ta Mart ayındaki ilk rapor ve Temmuz ayındaki ek raporu yayınlayarak sonuçları kamuoyuna açıkladı.

5 gün sonra, 11 Ağustos'ta Hırvat Başbakan Andrej Plenković, olağanüstü bir durum olmadığını iddia ederek bu iddiaları reddetti. Bakanlar Kurulu toplantısının ardından, Hırvatistan Kamu Sağlığı Enstitüsü Müdürü Krunoslav Capak ile de görüşen Plenković, halkın güvenini kazanmak için "Bu konuya çok sorumlu yaklaşıyoruz, hiçbir zaman problemi küçümsemedik" dedi.

Ayrıca halkı "panik, histeri ve muhalefetin propagandalarına kapılmamaları" konusunda uyardı. Hırvatistan Kamu Sağlığı Enstitüsü'ne güvendiğini belirterek, Lika bölgesindeki suyun içilebilir olduğunu söyledi. Daha sonra Gospić'te kameralar önünde bir bardak su içti.

Plenković'in açıklamalarından birkaç gün önce, USKOK, "Josip Juraj Strossmayer" Su Enstitüsüne 30 Temmuz'da mikroplastik analizi için talepte bulundu. Analiz 9 Ağustos'ta tamamlandı ve iki gün sonra Plenković'in konuşması yapıldı.

Analizler, aynı kuyulardan alınan su örneklerinde mikroskobik plastik parçacıklarının varlığını ortaya koydu. Suyun %89'u analiz edilen tüm plastiklerin bulunduğu bölgede bulunmuştu. Bir örnekte çok yüksek miktarda ince polistiren (stiropor) tespit edildi. Ayrıca, plastik poşetler ve şişelerin üretimi için kullanılan malzemelerin izleri ve politetrafluoroetilen (PTFE), yani teflon izleri de bulundu.

Uzmanlar, bu parçacıkların yeraltı akıntıları yoluyla Lika Nehri'ne doğru hareket ettiğini belirtti. USKOK 7 Eylül'de üçüncü raporu yayınladı; bu da "Lika için Yürüyüş" adlı büyük protestodan iki gün sonra gerçekleşti.

Protesto ve son raporun yayınlanmasının ardından Plenković, halkın endişelerini anladığını ve "Halkımızın haklı endişeleri ve korkuları" ifadesiyle tanımladı. Ancak yine de içme suyu sistemindeki suyun güvenli olduğunu vurgulayarak, yeni bulguların beklenmedik olmadığını belirtti.

Önemli bir nokta şu ki: USKOK'un üç analizi de şehir şebekesindeki su değil, atık alanının çevresindeki yeraltı sularını inceledi.

Üç raporun kronolojisi, analizlerin kapsamının nasıl değiştiğini gösteriyor: Mart ayında ağırlıklı olarak standart parametreler ve ağır metaller incelendi; Temmuz ayında içme suyu için belirlenen sınırın üzerinde "güçlü kimyasallar" bulundu; Ağustos ayındaki analizlerde ise yeraltı sularında mikroplastik tespit edildi.

Son bulgular, şehir şebekesindeki suyun güvenli olmadığı anlamına gelmiyor ancak çevredeki yeraltı sularının kirletildiğini ve potansiyel olarak Lika Nehri'ne yayılabilecek bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor.