2026 yılında hakim olacak seyahat trendlerini derleyen BBC makalesine göz attığımda, ortaya konan sonuçların benim için pek bir sürpriz olmadığını fark ettim. Zira, yıllardır benzer eğilimlerle seyahat ediyorum.

Belgrad'dan yola çıktığım için, seyahatlerimde heyecan verici bir gece hayatı, özel konfor veya pahalı lüks aramam. Genellikle yalnız veya küçük gruplarla, yoğun kalabalıklardan ve yüksek fiyatlardan kaçınmak için sezon dışında seyahat etmeyi tercih ediyorum. Turistik rotaların dışına çıkarak, o an beni en çok çeken yerleri keşfetmeye çalışıyorum. Şu anda "yeni trendler" fırtınasından kaçmayı düşünürken, geçmişe dair bazı anılarım canlanıyor.

Özellikle 2025 yılı boyunca seçtiğim destinasyonlar, kalabalık ve turistik yerlerden pek hoşlanmadığımı açıkça gösteriyor. Baharımı Afrika'da geçirirken, yaz tatilimi İskandinavya'da yaptım ve "Noel mucizelerini" Malta'da buldum.

Genelde şansım yaver gidiyor; bu nedenle turist kalabalıklarından uzak durmayı başarıyorum. Kenya'daki seyahatimde, iki kişilik bir "grup" olduğumuz için, ülke genelinde başka turistlerle karşılaşmadık. Bazı yerlerdeki sessizlik, beni sanki başka bir gezegende hissettirdi.

İskandinavya'yı 2025 Ağustos'unda ChatGPT yardımıyla keşfettim. İlginç olan, standart rehberlerde yer almayan mekanları bulmasını istemekti. Yapmanız gereken, ona neyi istediğinizi net bir şekilde belirtmek. Ancak yapay zeka "donarsa" veya internet bağlantısı kesilirse, gerçek bir macera başlıyor.

Bu durumu "seçim yerine güven" olarak adlandırdılar ve örneklerden biri, bilet alıp nereye gideceğinizi bilmemek. Böyle bir risk almaya cesaret edemesem de, bazı durumlarda tamamen rahatlayıp seyahati düzenleyicilere bırakma fikrini benimsedim.

Kıbrıs'ta, verilen plana sadık kalmak zorundaydık; eski bir anı olarak, yıllar önce Tayland'da da benzer bir deneyim yaşamıştım. O dönemde, turist ofisi bizi unutulmuş ve ilgi çekici noktalara götürmüştü. O yerleri tanımadığım için bu deneyim oldukça çarpıcıydı. Bazen, sadece düşüncelerimizi kapatıp, güzel sürprizlerin kendiliğinden açılmasına izin vermek faydalı olabiliyor.

"Roadtrip" denince ilk aklıma gelen, birkaç yıl önceki İtalya serüvenim oldu. Genel bir rota belirleyip, yola çıktık ve konaklamaları anlık olarak ayarlayarak planlarımızı değiştirdik. O anların bazıları, sanki bir anda "Santa Maria della Salute" şarkısının sözlerini hatırladığımız, sonra George Clooney'nin Como Gölü'ndeki evini bulmaya çalıştığımız veya her zaman heyecan verici Roma'da kaybolduğumuz anlarla doluydu. Elbette, tatil boyunca yolda kalmanın da zorluklarını yaşadım; ama buna değerdi.

Geçtiğimiz yıl, İskandinavya'daki turlarıma otobüsle katıldım. Ancak, düşündükleri türden düğün veya emeklilik seyahatleriyle ilgili bir deneyime sahip olamadım. Fakat, Hindistan'da tek başıma bir tur seçimi yaptım; o seyahatte kendimle buluşmuştum.

Neredeyse bir ay süren bu yolculukta gittiğim yerler, yaşadığım deneyimler ve karşılaştığım insanlar benim üzerimde büyük bir etki bıraktı. İlk kez bu kadar uzak bir seyahate tek başıma çıkmıştım.

Her zaman belirlenmiş rotalarda ilerliyorum, rehberimle birlikte tarihi ve turistik yerleri ziyaret ediyorum; fakat ben yine de kartpostallara sıkışmayacak, özel bir şeyler arıyorum. Çünkü uzak ülkeler hakkında bilmediğimiz çok şey var ve sadece popüler atraksiyonlarla sınırlamak yanlış.

Güney Amerika'da sayısız yeni deneyim yaşadım; oysa Asya artık biraz soluk kalıyor, fakat bu kıtanın hala birçok harika yanı olduğunu biliyorum.

Japonya'ya yola çıkarken zorlayıcı olacağını biliyordum; hedonistik deneyimlerin oldukça pahalı olacağının farkındaydım. Yine de gönlümün istediği bu deneyimi yaşamak zorundaydım. Japonya'nın atmosferine girdikçe, Murakami ya da Kurosawa gibi önceliklerimden bağımsız olarak, her şeyin daha anlamlı hale geldiğini fark ettim.

Plaçaya bir başka zaman gideceğim. Seyahat deneyimlerim hakkında daha detaylı okumak isteyenler için Instagram hesabım “Putničarenje”yi takip etmesini öneririm.