1898 yılında Amerika'da doğan ve dünya tarihindeki en zeki insanlardan biri olarak kabul edilen William James Sidis'in IQ'su 250 ila 300 arasında tahmin edilmektedir. Normal kabul edilen IQ seviyesinin 100 olduğu belirtildiğinde, Sidis'in sıra dışı zekasının trajik yaşam öyküsünün de temelini oluşturduğu kaydedildi. Sidis'in ebeveynleri Boris ve Sara'nın da oldukça zeki bireyler olduğu vurgulandı. Boris'in tanınmış bir psikolog, Sara'nın ise doktor olduğu aktarıldı. Bazı kaynaklar, onların Ukraynalı göçmenler olduğunu ve New York'ta kendilerine bir ev kurduklarını belirtirken, diğerleri Boston'u Amerika'daki başlangıç noktaları olarak gösterdi. Ebeveynleri yetenekli oğullarıyla gurur duyarak, onun erken yaşta öğrenmesini teşvik etmek için kitaplara ve haritalara büyük miktarda para harcadılar. Ancak değerli çocuklarının ne kadar hızlı ilerleyecekleri hakkında hiçbir fikirleri olmadığı ifade edildi. William James Sidis henüz 18 aylıkken The New York Times gazetesini okuyabildiği, 6 yaşına geldiğinde ise İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, İbranice, Türkçe ve Ermenice gibi birçok dili konuştuğu kaydedildi. Bunun yeterince etkileyici olmadığı gibi, Sidis'in çocukken kendi dilini icat ettiği ve ona Vendergood adını verdiği de belirtildi. Hırslı ebeveynleri onu çok zorladığı için genç Sidis'in şiirler yazdığı, bir roman kaleme aldığı ve hatta potansiyel bir ütopya için anayasa hazırladığı açıklandı. Sidis'in sadece 9 yaşındayken Harvard Üniversitesi'ne kabul edildiği bildirildi. Ancak Allthatsinteresting.com portalı, okulun 11 yaşına gelene kadar derslere katılmasına izin vermediğini aktardı. Henüz öğrenciyken, 1910 yılında o kadar ileri düzeydeydi ki, Harvard Matematik Kulübü'nde son derece karmaşık bir konu olan dört boyutlu cisimler üzerine ders verdiği kaydedildi. Dersi çoğu insan için neredeyse anlaşılmaz olsa da, onu anlayanlar için bir keşif niteliği taşıdığı ifade edildi. Sidis, bu efsanevi okulu 1914 yılında, henüz 16 yaşındayken tamamladığı belirtildi. Yıllar boyunca William Sidis'in zeka katsayısı hakkında birçok spekülasyon yapıldığı vurgulandı. Zeka testlerine ait tüm kayıtların kaybolduğu, bu nedenle çağdaş tarihçilerin tahminde bulunmaya mecbur kaldığı açıklandı. Günümüzde 100'ün ortalama bir IQ puanı olarak kabul edildiği, 70'in altının ise standart altı olarak görüldüğü belirtildi. 130'un üzerindeki her şeyin ise üstün zekalı veya çok ileri düzeyde kabul edildiği aktarıldı. Bilim insanlarının son yıllarda geçmişteki bazı ünlü şahsiyetlerin IQ'larını tahmin ettiği kaydedildi. Bu tahminlere göre Albert Einstein'ın 160, Leonardo da Vinci'nin 200 ve Isaac Newton'ın 190 IQ'ya sahip olduğu belirtildi. William James Sidis'e gelince, bu genç adamın tahmini IQ'sunun 250 ila 300 arasında olduğu açıklandı. Yüksek IQ'ya sahip herhangi birinin bunun anlamsız olduğunu söyleyeceği, ancak Sidis'in o kadar zeki olduğu, IQ'sunun üç ortalama insanınkinin toplamına eşit olduğu vurgulandı. Zekasına rağmen, onu anlamayan insanlarla dolu bir dünyaya uyum sağlamakta zorlandığı belirtildi. 16 yaşında Harvard'dan mezun olduktan sonra gazetecilere şöyle dediği aktarıldı: “Mükemmel bir hayat yaşamak istiyorum. Mükemmel bir hayat yaşamanın tek yolu onu münzevi bir şekilde yaşamaktır. Kalabalıklardan her zaman nefret ettim.” Bu “dahi çocuk”un planı sonunda işe yarasa da, birçok kişinin umduğu gibi olmadığı kaydedildi. Sidis, kısa bir süre Teksas'taki Houston Rice Enstitüsü'nde matematik dersleri verdiği belirtildi. Daha sonra buradan, esas olarak öğrencilerinin çoğundan daha genç olduğu gerçeği nedeniyle neredeyse kovulduğu açıklandı. William Sidis, 1919'da Boston'daki Bir Mayıs Sosyalist yürüyüşünde tutuklandığında kısa süreli bir tartışmaya neden olduğu vurgulandı. İsyan ve bir polis memuruna saldırmaktan 18 ay hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi. Duruşma sırasında Sidis'in Birinci Dünya Savaşı'na katılmaya karşı olduğunu, sosyalist olduğunu ve “Hıristiyanların büyük patronu” gibi bir Tanrı'ya inanmadığını, aksine insanlardan ayrı, ancak onların hayatlarını etkileyen bir güce inandığını beyan ettiği aktarıldı. Daha sonra kendi özgürlükçü felsefesini geliştirdiği kaydedildi. Babası, Sidis'in itirazı yargılanmadan önce hapse girmemesi için bölge savcısıyla anlaştığı, daha sonra da hapis yerine bir yıl New Hampshire'daki bir sanatoryumda kalmasını sağladığı belirtildi. Ebeveynleri onu Kaliforniya'ya götürdü ve burada bir yıl daha geçirdiği ifade edildi. Sanatoryumda, ebeveynleri ve doktorlar, fikirlerini kabul etmezse onu kapalı bir akıl hastanesine transfer etmekle tehdit ederek en zeki adamı “rehabilite etmeye” çalıştığı açıklandı. Hukukla karşılaştıktan sonra Sidis'in perişan ve depresif olduğu kaydedildi. Her zamankinden daha fazla münzevi bir hayat yaşamak istediği vurgulandı. Bir dizi küçük ve düşük ücretli işte çalıştığı belirtildi. Her ne zaman tanınsa veya iş arkadaşları kim olduğunu öğrense, hemen işinden ayrıldığı aktarıldı. Daha sonra “Matematiksel bir formül görmek bile beni fiziksel olarak hasta ediyor. Tek istediğim huzur içinde yaşamak, ama beni rahat bırakmıyorlar” diye yakındığı ifade edildi. 1937'de Sidis, bir gazetenin kendisi hakkında bir makale yayınlamasıyla son kez kamuoyunun dikkatini çektiği belirtildi. Gizliliğinin ihlal edildiği ve kötü niyetli iftira nedeniyle gazeteyi dava etmeye karar verdiği, ancak yargıcın “bir kişi bir kez kamusal bir figür olduğunda, her zaman kamusal bir figürdür” hükmünü vererek davayı reddettiği kaydedildi. Mahkemede kaybettikten sonra, bir zamanlar idol haline getirilen Sidis'in uzun yaşamadığı belirtildi. 1944'te, 46 yaşında serebral kanamadan hayatını kaybettiği bildirildi. Kiracı olarak yaşadığı dairede ev sahibi tarafından bulunduğu aktarıldı. Yalnız yaşadığı ve hiç evlenmediği vurgulandı. Yaşamış en zeki adamın, küçük, fakir, münzevi bir memur olarak dünyadan ayrıldığı açıklandı.