Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in açıklamalarıyla başlayan ve Türkiye’nin ekonomik büyüme hedefleri üzerine odaklanan haberi okuyun.
Hepburn'ın hayatı, savaş travmalarının onu her zaman takip ettiği bir hayata dönüştü.
"Intimate Audrey: An Authorized Biography" adlı kitapta, Hepburn'ın Hollanda'da II. Dünya Savaşı sırasında geçirdiği çocukluğunun dehşet verici detayları ortaya konuluyor.
Hepburn, genç yaşlarda Nazi işgalinin şahit oldu. Neredeyse açlıktan öldü ve komşularından insanların her gün kaybolduğunu gördü.
"En kötü korku buydu. Küçük çocuklu aileleri büyük, dar bir açıklığı olan tahta vagonlara zorla attıklarını gördüm. Peronda askerler yeni Yahudi ailelerini az sayıda eşyalar ve küçük çocuklarıyla getirdiler." diye anlattı Hepburn.
Annesinden onları "özel kamplara" götürdüklerini söylediğini ancak Hepburn'ın orada onların iyi bir şey beklemediğini hissettiğini belirtiyor. Özellikle kırmızı bir palto giymiş kız çocuğunun ailesiyle birlikte trene girmesi aklından çıkmıyordu.
Hepburn, "Always" filmini çekerken Steven Spielberg ile bu anıyı paylaştı. Spielberg daha sonra bu hatırayı "Schindler's List" filminin en etkili sahnelerinden biri olan kırmızı palto giymiş kız çocuğu sahnesine dönüştürdü.
Kitap ayrıca Anne Frank'ın günlüklerinin Hepburn üzerinde ne kadar derin bir etki yarattığını da ortaya koyuyor.
1946 yılında Amsterdam'da yaşarken, bir komşusunun yayıncılıkta çalıştığını öğrendi ve ona "The Secret Annex" adlı kitabı verdi (sonradan dünyaya Anne Frank'ın Günlüğü olarak tanındı).
Günlüğü okumak çok acı vericiydi. Hepburn günlerce ağladı ve annesi onun Anne Frank ile özdeşleşmesinin şokunu anlayamadı.
"Anne Frank, benim yaşadıklarım ve hissettiklerim hakkında yazıyordu." dedi Hepburn oğluna. "Ben de özgürlüğümü kaybettim ve yıllarca dört duvar arasında kaldım. Mutsuz ve yapayalnızdım. Doğanın, yaşamın ve aşkın yazdıkları benim deneyimimdi. Hatta masum kurbanların öldürülmesi gibi olayları da kaydetti. Bunlar arasında amcam Oto da vardı. Sanki her şeyi tekrar yaşıyormuşum gibi."
Hollywood Anne Frank'ın günlüğünün film uyarlamasını yapmaya başladığında, Hepburn başrol için ilk adaylardan biriydi. Ancak kitabı yeniden okuduktan sonra, rolü duygusal olarak kabul etmeye hazır olmadığını fark etti.
Biyoğrafiye göre, kitap onu tekrar tamamen yıktı. Günlerce derin bir duygusal çöküş yaşadı ve savaş dönemindeki kabusları geri döndü. Rol sonunda Millie Perkins'e gitti.
Hepburn, Anne Frank rolünü oynamasa da onun sözleri hayatının sonuna kadar onunla kaldı. UNICEF ile yaptığı insani çalışmalar sırasında sıklıkla bunları tekrarladı.
"Savaş bana insan acı çekmelerinin derin bir anlayışını verdi. Birçok genç bu deneyimi asla yaşamaz." dedi Hepburn. "İşgal döneminde gördüklerim yaşam ve ölüm hakkında çok gerçekçi olmamı sağladı ve böyle kaldım."