Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ekonomik iş birliği projesi olarak kurulmasına rağmen, günümüzde küresel krizlere hızlı yanıt vermekte yetersiz kalması ve karar alma süreçlerindeki yavaşlık nedeniyle eleştirilerin hedefi haline geldi. Politico'nun aktardığına göre, özellikle güvenlik ve dış politika konularında 27 üye devlet liderlerinin bir araya geldiği Avrupa Konseyi'nin karar alma hızı, artan krizler karşısında endişeleri beraberinde getirdi. Eski Danimarka Başbakanı ve NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, mevcut sistemin çağdışı olduğunu vurgulayarak, "Avrupa bugün sürekli bir kriz modunda ve karar alma sistemi bunun için yapılmadı" açıklamasını yaptı. Rasmussen, "Dünya yanarken Konsey'in bir bildiri üzerinde anlaşmasını bekleyemezsiniz" sözleriyle yavaş uzlaşmalara zaman olmadığını da belirtti. AB, son aylarda Ukrayna'ya 90 milyar avroluk yardım, Rusya'ya uygulanan yaptırımlar ve İran'daki savaşa tepki gibi kilit konularda birleşik bir duruş sergilemekte defalarca başarısız oldu. Mart ayındaki son zirvelerden birinde liderler, Avrupa'nın Orta Doğu'daki enerji çıkarlarının aynı anda tehlikeye atılmasına rağmen emisyon ticaret sistemiyle ilgili teknik detayları tartışmakla saatler geçirdi. Bir AB yetkilisi bu durumu, "Büyük gaz sahaları yanarken ETS'nin en büyük sorun olduğunu söylemek biraz tuhaf" şeklinde kaydetti. Benzer eleştiriler, siyasi liderlerden de geliyor. Hollanda Başbakanı Rob Jetten, vatandaşlara Avrupa'nın neden bu kadar yavaş tepki verdiğini açıklamanın artık mümkün olmadığını vurguladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise AB'nin "bazen kesinlikle çok yavaş olduğunu ve reformlara ihtiyaç duyduğunu" kabul etti. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, oybirliği kuralının "sistemsel tıkanıklıklar" yarattığını belirterek, dış politikada ulusal vetoların kaldırılması çağrısında bulundu. Ancak mevcut sistemi savunanlar da mevcut. Avrupa Konseyi, tüm liderlerin bir araya geldiği ve uzlaşma yoluyla ortak kararlar aldığı bir yer olarak tasarlandı. Bir AB yetkilisi, sürecin daha verimli olabileceğini kabul etmekle birlikte, bunun hala kilit meseleleri çözmek için "açık ara en iyi forum" olduğunu kaydetti. Eski Belçika Başbakanı Alexander De Croo da benzer bir görüşe sahip olduğunu belirtti ve AB'nin Kovid pandemisi sırasında hızlı bir şekilde tepki vererek ortak aşı tedariki ve büyük bir kurtarma fonu organize etmeyi başardığını aktardı. De Croo, "Avrupa yapısı bazen karar almak için zaman gerektirir," ancak "kararların çok kararlı olduğu anların parçası oldum" açıklamasını yaptı. De Croo, AB'nin temkinliliğinin, özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın öngörülemeyen kararlarının dünyayı giderek daha fazla şekillendirdiği bir ortamda avantajları olduğunu da belirtti: "Ortaklarla istişare etmek ve önceden düşünmek her zaman kötü değildir… Avrupa ülkelerini düşünceli ve temkinli oldukları için suçlayamazsınız." Ancak dünya, AB'nin uyum sağlayabildiğinden daha hızlı değişiyor. Eski ittifakların dağılması, küresel gerilimlerin artması ve bir dizi kriz, mevcut karar alma yönteminin artık yeterli olmadığını gösterdi. Rasmussen, 2000'li yılların başındaki durumun tamamen farklı olduğunu kaydetti: "Rusya G8'de bir ortaktı, Amerika şüphesiz bir müttefikti… O dünya artık yok." Bu nedenle, dış politikada vetoların kaldırılmasından, daha hızlı karar alacak özel bir Avrupa Güvenlik Konseyi oluşturulmasına kadar reform fikirleri giderek daha fazla gündeme geliyor. Ancak bu tür değişiklikler yeni soruları da beraberinde getiriyor. Siyaset bilimi profesörü Gilles Pitorre, nitelikli çoğunlukla oylamanın ciddi demokratik ikilemlere yol açabileceği uyarısında bulundu; Avrupa Komisyonu'nun güçlendirilmesi ise üye devletlerin ona çok fazla yetki vermek istememesi nedeniyle dirençle karşılaşıyor.