Bulgaristan'da zamanın bir delik açtığı, insanların fısıltıyla konuştuğu, efsanelerin ise daha da sessiz aktarıldığı yerler olduğu belirtildi. Bu bölgelerde korkunun bir kurgu değil, manzaranın bir parçası olduğu kaydedildi. Görünmez bir şeyin sizi izlediğini hissetmek için hayaletlere inanmanıza gerek olmadığı vurgulandı. Nesillerdir lanetli olarak anılan bu beş köyün eşiğini geçmenin, durumun neden böyle olduğunu anlamak için yeterli olduğu açıklandı. Bulgaristan haritasında beş köy, beş hikaye ve beş yara bulunduğu aktarıldı. Bu köylerin lanetli mi yoksa sadece kadim korkuları mı taşıdığı önemli değilken, bu yerlerin hikayelerde, sessizlikte ve yalnızken arkanıza dönme hissi veren o duyguyla yaşamaya devam etmelerinin önemli olduğu belirtildi. Bulgaristan'ın azizler ve gölgeler ülkesi olduğu, bazen gölgelerin daha ilginç hikayeler anlattığı kaydedildi. Şişenci köyünde havanın erken karardığı ve uzun süre karanlık kaldığı bildirildi. Kalan az sayıdaki yerel halkın aktardığına göre, gün batımından sonra köyün insanlık dışı bir şekilde canlandığı belirtildi. Kimsenin çalmadığı davul sesleri, boş sokaklardan gelen sesler ve ışığa karşı hareket eden gölgeler duyulduğu kaydedildi. Efsaneye göre, Tatarların saldırdığı kanlı bir düğünün ruhlarının hala köyde dolaştığı vurgulandı. Mezarlığın etrafında bazen ezilmiş otlardan bir dairenin ortaya çıktığı, yaşlılara göre bu samodiv dansının izi olup, onu görenin görme yeteneğini ve akıl sağlığını elinden aldığı aktarıldı. Şişenci'de kimsenin karanlıktan sonra dışarı çıkmadığı ve kimsenin lambası kapalı uyumadığı ifade edildi. Conev'de, köydeki yaşayan insanlardan daha fazla konuşulan bir ev olduğu açıklandı. Kilise için ayrılan bir arazi üzerine inşa edilen bu evin, yerel halka göre, içinde yaşamaya cesaret eden herkese bumerang gibi geri dönen bir günah taşıdığı belirtildi. Ev sahiplerinin fırtınalarda kaybolduğu, tren altında öldüğü veya aniden hastalandığı kaydettildi. Evin boş durduğu ancak sessiz olmadığı vurgulandı. İnsanlar, içeride bir zamanlar burayı evleri olarak adlandıranların ayak seslerinin hala duyulduğunu ve evin bir sonraki kiracısını beklediğini aktardı. Sofya yakınlarında, yaklaşana kadar sıradan görünen bir ev bulunduğu bildirildi. Eski bir Türk mezarlığı üzerine inşa edilen bu evin, kapısından itibaren hissedilen bir ağırlık taşıdığı belirtildi. Yerel halkın, içeride garip sesler, kapalı odalarda soğuk hava akımları ve uyuyan kişiye ait olmayan rüyalardan bahsettiği kaydedildi. Egzorcist Peder Gelemenov'un, temellerin altındaki ruhları sakinleştirmek için çok sayıda kutsal su ritüeli gerektiğini savunduğu aktarıldı. Bazı cesur kişilerin içeride gecelemeye çalıştığı ancak hiçbirinin sabaha kadar dayanamadığı vurgulandı. Evin boş durduğu ama terk edilmiş olmadığı ifade edildi. Cariçina yakınlarında, üzerinde 'Delik' yazan bir taşın bulunduğu ve bunun yakın tarihin en esrarengiz kazılarının tek görünen izi olduğu belirtildi. Ordunun aylarca orada kazı yaptığı ve resmi olarak asla açıklanmayan bir şey aradığı kaydedildi. Yerel halkın, yer altında olağandışı şekillerde tüneller bulunduğunu, işçilerin sesler duyduğunu ve insanlara benzemeyen varlıkların onları ziyaret ettiğini iddia ettiği aktarıldı. Kazıların aniden durdurulduğu, yerin kapatıldığı ancak efsanelerin kaldığı vurgulandı. İnsanların Cariçina'nın lanetinin yer altında değil, havada olduğunu ve yaklaşan herkesin açıklanamaz bir baskı, sesler ve korku hissettiğini söylediği ifade edildi. Jivkovci'nin bir zamanlar canlı bir köy olduğu, ancak bugün Ogosta Gölü sularının altında sadece bir anı olarak kaldığı bildirildi. Ayakta kalan tek yapının, gökyüzüne uzanan bir parmak gibi görünen bir kilise olduğu belirtildi. Zamanla fresklerin solduğu ancak bir figürün dokunulmadan kaldığı, bunun da şeytan figürü olduğu kaydedildi. Yerel halka göre, bu figürü gören herkesi talihsizliğin takip ettiği vurgulandı. Bu nedenle Jivkovci'nin 'şeytan köyü' olarak adlandırıldığı ve suyun bile temizleyemediği bir yer olduğu açıklandı.