Çevre Çalışma Grubu (EWG) tarafından kısa süre önce yayımlanan yıllık "En Çok ve En Az Pestisit İçeren Ürünler" listesi, en değerli gıdaların birçoğunun aynı zamanda en yüksek pestisit seviyelerine sahip olduğunu bildirdi. Raporda ilk kez, "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen PFAS kimyasallarının da listeye dahil edildiği belirtildi. Amerikan Çevre Çalışma Grubu (EWG), tüketiciler için gıdalardaki pestisitlere yönelik "Alışveriş Rehberi"nin en son baskısını yayınlayarak, meyve ve sebzeleri pestisit kalıntı seviyelerine göre sıralayan güncellenmiş "Kirli On İki" ve "Temiz On Beş" listelerini aktardı. Bu yılki raporda önemli bir yenilik olarak, ilk kez PFAS kimyasallarına dayalı pestisitlerin odağa alındığı kaydedildi. Bu kimyasalların çevre, su ve gıdada olağanüstü kalıcılığı nedeniyle "sonsuz kimyasallar" olarak bilindiği vurgulandı. Yeni analizin, PFAS pestisitlerinin en sık tespit edilen maddeler arasında olduğunu gösterdiği, bunun da gıda güvenliği tablosunu daha karmaşık hale getirdiği açıklandı. Aynı zamanda, "Kirli On İki" listesinin, besin değeri en yüksek gıdaların birçoğunun en fazla pestisit içerdiği paradoksunu yeniden doğruladığı belirtildi. "Temiz On Beş" listesinin ise en düşük pestisit kalıntı seviyelerine sahip ürünleri seçerek daha güvenli bir seçim haritası sunduğu aktarıldı. Bu bağlamda, rehberin ürün seçiminde pratik bir yol gösterici olarak hizmet ettiği, tek tek gıdaların beslenmeden tamamen çıkarılması için katı bir tavsiye olmadığı belirtildi. EWG'nin analizlerinin, Amerikan Tarım Bakanlığı verilerine dayandığı ve yıkanmış, ovulmuş veya soyulmuş 54.000'den fazla ürün örneğini kapsadığı açıklandı. 2026 yılı "Kirli On İki" listesinin büyük ölçüde değişmeden kaldığı, özellikle yapraklı sebzeler ve ince kabuklu meyveler gibi pestisit kalıntılarını daha kolay tutan ürünlerin listede baskın olduğu kaydedildi. Ancak, listeye bu yıl yeşil fasulye ve acı biber gibi pestisit toksisite seviyeleri artan iki yeni ürünün eklendiği aktarıldı. Listeye iki ürünün eklenmesi nedeniyle "Kirli On İki" adının korunmasına rağmen, bu yıl 14 ürünü kapsadığı belirtildi. Analizin, bu listedeki örneklerin yüzde 96'sında pestisit kalıntıları tespit edildiğini gösterdiği, bunun yıkama, soyma veya mekanik temizliğe rağmen gerçekleştiği ve pestisitlerin gıdaların yapısında kalıcılığını işaret ettiği vurgulandı. 2026 yılı "Temiz On Beş" listesinin de geçen yıla benzer göründüğü, sürekli olarak düşük veya hiç pestisit kalıntısı içermeyen gıdaları kapsadığı açıklandı. Analizin, bu listedeki örneklerin yaklaşık yüzde 60'ının pestisit kalıntısı içermediğini, sadece yüzde 16'sının iki veya daha fazla pestisit kalıntısı taşıdığını gösterdiği, bunun da onları günlük beslenme için daha güvenli bir seçim haline getirdiği belirtildi. Tüketiciler için "Kirli On İki" ve "Temiz On Beş" listelerinin öncelikle bilgilendirici bir rehber olarak hizmet ettiği, mutlak bir gıda güvenliği yargısı olmadığı aktarıldı. New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Profesörü Dr. Linda Kahn, "Temiz On Beş" listesindeki gıdaların genellikle doğal koruyucu kaplamalara sahip olduğunu, bu yenmeyen kabuk veya zarlar sayesinde yenilebilir kısmın pestisitlerden daha iyi korunduğunu belirtti. New York'taki Mount Sinai'deki Icahn Tıp Fakültesi Çevre Tıbbı Profesörü Dr. Luz Claudio ise "temiz" ve "kirli" kavramlarının göreceli sıralamalar olarak görülmesi gerektiğini kaydetti. Dr. Claudio, tüm ürünleri yemeden önce yıkamanın hala gerekli olduğunu açıkladı. Ayrıca, tespit edilen pestisit kalıntılarının otomatik olarak kanıtlanmış bir sağlık riski anlamına gelmediğini ve federal izleme programlarının, yönetmeliklere uygun kullanılan pestisit seviyelerinin güvenlik sınırları içinde kaldığını doğruladığını aktardı. EWG'nin risk değerlendirmesine daha muhafazakar bir yaklaşım benimsediği, bu nedenle bulgularının ek bilgilendirme için rehber olarak kullanıldığı belirtildi. Gıda ve Tarım İttifakı adlı endüstri grubunun ise raporun riski abarttığını, çünkü gerçek maruziyete değil, eser miktarların varlığına odaklandığını kaydetti. ABD Tarım Bakanlığı verilerinin, örneklerin yüzde 99'undan fazlasının Çevre Koruma Ajansı'nın güvenlik sınırlarının altında olduğunu ve yüzde 40'ından fazlasının hiç pestisit içermediğini gösterdiği vurgulandı. Bu yılki raporun temel yeniliklerinden birinin PFAS pestisitlerine odaklanılması olduğu, bu kimyasalların çevrede ve giderek artan bir şekilde gıda kaynaklarında olağanüstü kalıcılıklarıyla bilinen bir grup olduğu açıklandı. Gıdalardaki PFAS'ın hala nispeten yeni bir araştırma alanı olduğu, bilim insanlarının kirlenmiş içme suyu gibi daha yerleşik kaynaklarla karşılaştırıldığında bu maruziyet yolunun ne kadar önemli olduğunu belirlemeye çalıştığı aktarıldı. Dr. Claudio, gıdalardaki PFAS kalıntısının ne olduğuna dair terminolojinin hala tartışmalı olduğunu belirtti. Çevre Koruma Ajansı'nın (EPA) bu gruptaki onaylı pestisitlerin "sonsuz kimyasallar" olmadığını kaydetti. EWG raporunun, ürün örneklerinin üçte birinden fazlasının en az bir PFAS pestisit içerdiğini ve en sık tespit edilenlerden bazılarının bu kategoriye girdiğini açıkladı. PFAS bileşiklerinin pestisitlere daha stabil ve etkili olmaları için eklendiği, ancak bu stabilitenin toprakta ve suda zor ayrıştıkları, gıda zinciri yoluyla geçiş ve zamanla birikim yapabilecekleri anlamına geldiği belirtildi. Bu pestisitlerden bazılarının trifloroasetik asit (TFA) gibi daha küçük PFAS bileşiklerine kısmen ayrıştığı ve bu asidin suda süresiz kalabildiği kaydedildi. PFAS kimyasallarının sağlık üzerindeki etkilerine dair bilimsel kanıtların arttığı, ancak gıdalardaki PFAS pestisitlerinin doğrudan bir sağlık riski oluşturup oluşturmadığının şu anda bilinmediği, bu alanın gelişim aşamasında olup daha fazla araştırma gerektirdiği vurgulandı. Dr. Kahn, EWG'nin PFAS tanımını florlu pestisitleri içerecek şekilde genişletmesinin çok ilginç olduğunu, ancak genellikle beslenmeyi bir maruziyet yolu olarak düşünmediklerini kaydetti. Besin değeri en yüksek gıdaların birçoğunun aynı zamanda en fazla pestisit içerenler arasında yer aldığı belirtildi. Ancak, uzmanların ortak görüşünün, organik alternatifler mevcut olmasa bile bu gıdalardan kaçınmanın tavsiye edilmediği yönünde olduğu açıklandı. Dr. Kahn, "Kirli On İki" listesindeki gıdaların bu nedenle kaçınılması gerektiği anlamına gelmediğini, çünkü bu gıdaların birçoğunun besin değeri açısından son derece zengin olduğunu vurguladı. Ispanak ve lahana gibi sebzelerin harika folat kaynakları olduğunu, yaban mersini ve böğürtlenin ise antioksidanlarla dolu olduğunu aktardı. Dr. Claudio'nun da bu görüşe katıldığı ve meyve ile sebze tüketiminin sağlık faydalarının pestisitlerden kaynaklanan potansiyel risklerden önemli ölçüde ağır bastığını kaydetti. Listelerin, insanlara ne zaman organik ürünleri tercih etmeleri gerektiği konusunda daha fazla bilgi sağlamayı amaçladığı, bu meyve ve sebzelerden kaçınma nedeni olmadığı belirtildi. Endişe verici bulgulara rağmen, gıdalardaki pestisit maruziyetini azaltmak için önemli bir alanın hala mevcut olduğu kaydedildi.