Analistler, Jeffrey Epstein skandalının İngiltere ve ABD'deki liderler üzerindeki etkilerini değerlendirirken, iki ülkenin kurumlarının gücü, siyasi kültürü ve hesap verebilirlik anlayışı arasındaki farklılıklara dikkat çekti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, çevresindeki bazı kişilerin Epstein ile olan bağlantıları nedeniyle siyasi kariyerinde kritik bir dönemeçle yüzleşirken, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın adı belgelerde geçmesine rağmen herhangi bir ciddi kurumsal baskı veya suçlamayla karşılaşmadığı kaydedildi.

Bu durum, İngiliz denetim kurumları, parlamento denetimi ve siyasi sorumluluk mekanizmalarının işlevselliğini ortaya koyarken, Trump'ın Adalet Bakanlığı ve Kongre'deki Cumhuriyetçi Parti üzerindeki sıkı kontrolünün daha derin ve siyasi açıdan tehlikeli bir soruşturmayı engellediği belirtildi. Epstein dosyalarının sadece ABD ve İngiltere ile sınırlı kalmayıp Norveç, Polonya ve diğer ülkelerde de yeni isimler ve izlerin ortaya çıktığı, bunun küresel bir skandal olduğuna işaret ettiği vurgulandı. Büyük Britanya'da kamuoyunun tepkisi oldukça sert ve anında oldu. Öyle ki, Kral Charles III, kardeşi eski Prens Andrew'u Epstein ile uzun süreli dostluğu nedeniyle kraliyet unvanlarından mahrum bırakmak ve kamusal yaşamdan uzaklaştırmak zorunda kaldı. Bu adımın, kurumların itibarının hala belirleyici kabul edildiği bir ülkede kamuoyu baskısının büyüklüğünü gösteren güçlü bir sembolik öneme sahip olduğu ifade edildi.

Amerika Birleşik Devletleri'nde ise benzer bir kurumsal tepkinin görülmediği bildirildi. Epstein, ölmeden önce insan kaçakçılığı ve reşit olmayanlara yönelik istismardan suçlanmasına rağmen, hiçbir üst düzey şahsiyetin sadece onunla olan bağlantıları nedeniyle siyasi olarak "düşmediği" kaydedildi. En bilinen örnek, Epstein ile uygunsuz mesajlar alışverişinde bulunduğu e-postaların yayınlanmasının ardından kamusal faaliyetlerden çekilen eski ABD Hazine Bakanı Larry Summers oldu; ancak Summers'ın da kurumsal yaptırımlarla karşılaşmadığı aktarıldı. Donald Trump, adı Epstein belgelerinde geçmesine rağmen bu olayın önemini reddetti. ABD Adalet Bakanlığı, yeni bir cezai kovuşturma yapılmayacağını açıklarken, Trump "ülkenin başka konulara odaklanma zamanı geldi" şeklinde bir mesaj yayımladı. Belgelerde kendisine yönelik doğrulanmamış cinsel saldırı iddiaları bulunsa da, yetkililerin herhangi bir dava açmadığı veya suçlamaya yol açacak kanıt bulmadığı belirtildi. Yıllardır ahlaki ve kişisel skandallara karşı siyasi olarak dirençli olan Trump için Epstein olayı, hızla birbirini takip eden bir dizi tartışmadan sadece biri olarak değerlendirildi.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer için durumun önemli ölçüde daha ciddi olduğu vurgulandı. Starmer'ın, eski bakan Peter Mandelson'un Epstein ile olan dostluğunu bildiğini ancak buna rağmen onu Washington Büyükelçisi olarak atadığını kabul etmesinin ardından hükümetinin krize girdiği belirtildi. Yeni belgeler, Mandelson'un 2008 finansal krizi sırasında Epstein'a büyük finansal öneme sahip olabilecek gizli bilgiler sağladığını düşündürüyor. Bu nedenle Mandelson'un cezai soruşturma altında olduğu, Lordlar Kamarası'ndan istifa ettiği ve İşçi Partisi'nden ayrıldığı aktarıldı. Starmer'ın parlamentoda Mandelson'ın "ülkeye ve partiye ihanet ettiğini" açıklamasına rağmen, bu durumun Başbakan üzerindeki baskıyı azaltmadığı belirtildi. İngiliz siyasi sisteminde başbakanların garantili bir görev süresi bulunmadığına dikkat çekildi. Göreve gelir gelmez sürekli iktidarda kalma spekülasyonlarına maruz kaldıkları, özellikle zayıflık veya kötü kararlar algısı oluştuğunda bu durumun arttığı kaydedildi. İki yıldan az süredir iktidarda olan Starmer'ın şimdiden kendi partisi içinde bir isyanla karşı karşıya olduğu, bunun on yılı aşkın sürede beş başbakan değiştiren Britanya'daki daha geniş siyasi istikrarsızlık bağlamının bir parçası olduğu ifade edildi. Epstein olayı, olağanüstü yeteneklere sahip ancak elit çevre takıntısı sık sık sorun kaynağı olan Peter Mandelson'ın uzun ve çelişkili kariyerinin son bölümünü oluşturduğu belirtildi. Güç, zenginlik ve etki dünyasının bir parçası olma arzusunun, onu nihayetinde siyasi kariyerini mahveden Epstein ile ölümcül bir dostluğa sürüklediği kaydedildi.

Starmer'dan farklı olarak Trump'ın, düşmanca bir parlamentoya sahip olmaması, partisi üzerinde güçlü bir etki kurması ve kamuoyunu sürekli krizlere alıştırması gibi birkaç önemli avantaja sahip olduğu aktarıldı. Siyasi stratejisinin, göç politikasından seçim sistemine yönelik saldırılara kadar sürekli bir gürültü yaratmaya dayandığı ve bu nedenle hiçbir bireysel skandalın onu ciddi şekilde tehdit edecek kadar uzun sürmediği vurgulandı. Bu nedenle, Epstein olayı, küresel ve derinlemesine rahatsız edici olmasına rağmen, şimdilik İngiltere Başbakanı'nı tehdit etme gücüne sahipken, Amerikan başkanını tehdit etme gücüne sahip olmadığı belirtildi.