Seattle'dan Hollanda'ya taşınan Amerikalı bir anne olan Tanja Rasmussen, çocukların yıllardır dünyanın neredeyse her yerinden daha mutlu büyüdüğü bir ülke olarak kabul edilen Hollanda'daki gözlemlerini aktardı. "Stylist" dergisine yaptığı açıklamalarda, Rasmussen Batı ülkelerinde çocuk yetiştirme, başarı ve aile hayatına bakış açısını tamamen yeniden değerlendirmesine yol açan çevresel değişimi vurguladı. Rasmussen, en büyük şokun eğitim sistemi ya da altyapı olmadığını, Hollanda'daki çocukların çok daha rahat, bağımsız ve mutlu olduğunu belirtti. Açıklamasına göre, Hollanda'daki ebeveynlik kültürü sürekli kontrol, baskı ve çocuğun her dakikasını organize etme üzerine kurulu değil. Bunun yerine, denge, özgürlük ve güvene odaklanıldığı vurgulandı. Çocuklar çok daha erken yaşta bağımsızlık kazanıyor, okula kendi başlarına bisikletle gidiyor, ebeveyn eşliği olmadan arkadaşlarına gidiyor ve küçük yaşlardan itibaren kendi başlarına işlev görmeyi öğreniyorlar. Rasmussen, bu bağımsızlığın taşınır taşınmaz fark ettiği temel farklılıklardan biri olduğunu kaydetti. Diğer birçok ülkede ebeveynler, çocuklarını sürekli denetleme, etkinlikleri planlama ve hayatlarının her alanına maksimum düzeyde dahil olma baskısı altında. Hollanda'da ise yaklaşım tamamen farklı. Orada, çocuğun sorunları çözmeyi, kararlar almayı ve yetişkinlerin sürekli varlığı olmadan özgüvenini geliştirmeyi öğrenmesi gerektiğine inanılıyor. Ailelerin işleyiş şekli de büyük rol oynuyor. Rasmussen, özellikle çocuk sahibi olduktan sonra ebeveynlerin daha sık yarı zamanlı çalıştığını belirtti. Bu nedenle aileler daha fazla zamanı birlikte geçiriyor, ortak yemekler günlük rutin haline geliyor ve genel olarak yaşam temposu daha yavaş ve daha az stresli oluyor. Özellikle Hollanda'da çocukların başarısının yalnızca notlar, yetenekler ve başarılarla ölçülmemesi onu şaşırttığını aktardı. Okulların rekabete ve baskıya daha az odaklandığı, çocukların duygusal refahına ve sağlıklı gelişimine ise çok daha fazla önem verildiğini açıkladı. Çocuklar oyun oynamak, sosyalleşmek ve sonuç odaklı olmayan aktivitelere katılmak için daha fazla zamana sahip oluyorlar. Rasmussen, Amerika'da ebeveynliğin sürekli geliştirilmesi gereken bir proje gibi işlediği hissine kapıldığını belirtti. Ebeveynler, çocuklarına hiçbir şeyi kaçırmamaları için mümkün olduğunca fazla aktivite, ek ders ve fırsat sağlama baskısı altında. Ancak Hollanda'da, ebeveynlerin çocuklarının çocukluğunu "optimize etmeye" çok daha az çalıştığı izlenimini edindiğini kaydetti. Önemli gördüğü bir diğer husus ise toplumun aileye bakışı. Rasmussen, Hollanda'da işin hayatın merkezi olmamasının normal olduğunu vurguladı. Aile ile geçirilen zamanın büyük bir değeri olduğu ve ebeveynlerin kariyeri her şeyin önüne koymadıklarında aynı düzeyde suçluluk hissetmediklerini kaydetti. Ayrıca, çocukların diğer birçok ülkedeki yaşıtlarına göre daha az kaygılı ve daha az yorgun olduğunu gözlemlediğini bildirdi. Bu duruma özgürlük, istikrar ve sürekli en iyi olma baskısının olmamasının birleşiminin katkıda bulunduğunu belirtti. Rasmussen'ın ifadelerine göre, Hollanda'daki ebeveynlik modelinin ebeveynlerin daha az ilgili olduğu veya çocukların kendi başlarına bırakıldığı anlamına gelmediğini kaydetti. Aksine, ilişkinin güven ve güvenlik duygusuna dayandığını vurguladı. Çocuklara sınırlar tanınmakla birlikte, bağımsızlıklarını ve sorumluluklarını geliştirmeleri için de alan verildiğini belirtti. Son olarak, Hollanda'daki yaşamın ebeveynliğe bakış açısını değiştirdiğini ve mutlu bir çocukluğun mükemmel başarılar, pahalı aktiviteler ve daha fazlasını başarma konusunda sürekli baskıyla ilişkili olmak zorunda olmadığını gösterdiğini açıkladı. Bazen çocuklar için en önemli şeyin daha sakin bir yaşam ritmi, daha fazla özgürlük ve sadece çocuk olmaya zaman ayırma hissi olduğunu vurguladı.