ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açma ve İran'ın nükleer emellerini sınırlama yolları aradığı bir dönemde, Washington ve Tahran'ın ilk bakışta alışılagelmiş müzakereler yürüttüğü belirtildi. Ancak analistler, iki tarafın aslında tamamen farklı iki müzakere sürecinde yer aldığını kaydetti. Dış politika analisti Bret McGurk, CNN için yazdığı makalesinde, Washington'ın İran ile müzakerelere gücün prizmasından baktığını, Tahran'ın ise mülkiyet prizmasından baktığını aktardı. ABD, ekonomik baskı ve yaptırımlarla İran'ı taleplerini kabul etmeye zorlarken, İran'ın ise değerli bir şeyi ele geçirip ardından geri vermeyi reddederek ABD'yi taviz vermeye zorlamaya çalıştığını McGurk vurguladı. Yaklaşık dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği kilit geçiş yolu olan Hürmüz Boğazı'nı İran'ın fiilen kontrol ettiği ve gemilerin geçişini düzenlediği kaydedildi. McGurk, Tahran'ın bu boğazı ABD çok yüksek bir bedel ödemedikçe teslim etmeyeceğini belirtti. İran'ın yeni dini liderinin askeri danışmanı Mohsen Rezai, CNN'e verdiği bir röportajda, Washington'ın dondurulmuş 24 milyar dolarlık İran varlığını serbest bırakmadıkça boğazın kapalı kalacağını açıkladı. Rezai'nin talep ettiği meblağın, 2023'teki rehine takası anlaşmasının merkezinde yer alan altı milyar doları da içerdiği aktarıldı. Eylül 2023'te ABD, beş Amerikan vatandaşının Evin Hapishanesi'nden serbest bırakılması için İran'la bir anlaşmaya varmıştı. Anlaşma, ABD'nin bazı İranlıları Amerikan hapishanelerinden serbest bırakması ve Güney Kore'den Katar'a altı milyar dolar transferine izin vermesi sonrasında gerçekleşmişti. Ancak 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e saldırısı sonrası ABD, Katar'daki bu fonlara erişimi yeniden engelledi ve bu durumun halen devam ettiği belirtildi. McGurk'e göre bu durum, Tahran'ın mevcut müzakerelere nasıl baktığını açıkça gösteriyor ve İran'ın benzer bir mantığı çok daha büyük ölçekte uyguladığı görülüyor. Analist, artık rehinenin bir Amerikan vatandaşı değil, küresel ekonomi olduğunu ve başlangıçtaki talebin artık dört kat daha büyük olduğunu vurguladı. Trump yönetimi, ekonomik baskıyla İran'ın müzakerelerdeki avantajını etkisiz hale getirmeye çalışmıştı. Trump, İran limanlarını bloke ederek Tahran'ın uzun süreli çatışma ve müzakerelerdeki tıkanıklıktan beklediği faydadan daha yüksek maliyetler dayatmaya çalışmaktadır. McGurk, Tahran'ın, Trump'ın dünyaya dayattığı makroekonomik baskıya, İran'ın Amerikan ablukasının baskısına dayanabileceğinden daha uzun süre dayanamayacağına inandığını kaydetti. Askeri planda ABD'nin, boğazdaki uluslararası geçiş yolunun kontrolünü yeniden sağlamaya çalışabileceği belirtildi. McGurk, Trump'ın 'Özgürlük Artı Projesi' adlı bir operasyonu speküle etmesi nedeniyle yeni bir girişimin mümkün olduğunu ifade etti. Ancak İran, ABD ablukası mevcut düzeyde kalsa bile misilleme yapma tehdidinde bulunuyor. Rezai, "Deniz ablukası kaldırılmazsa savaşı Hint Okyanusu'na, Bab el Mandeb Boğazı'na, Kızıldeniz'e ve Akdeniz'e yayacağız" şeklinde açıklamada bulundu. Bu durumun, Washington'da arabulucular aracılığıyla mesaj alışverişinin ardından bir anlaşmanın ne zaman yapılabileceği sorusunu gündeme getirdiği belirtildi. Tahran'da ise çok daha basit bir soru sorulduğu kaydedildi: Trump talep edilen bedeli ödemeyi kabul edecek mi? McGurk, bunun "rehine müzakerelerinin klasik dinamiği" olduğunu ve Washington için üç seçenek bulunduğunu aktardı. Tahran için ise hesaplamanın daha basit olduğunu: elindekini tutmak ve beklemek. Güç dengesi değişmedikçe İran'ın müzakere avantajından kolay kolay vazgeçmeyeceğini ve görüşmelerin bugünkü gibi tamamen çıkmazda kalacağını McGurk vurguladı.