Hürmüz Boğazı çevresindeki tıkanıklığın çıkmaz ve tehlikeli bir hal aldığı bildirilmektedir. İran kıyılarında dördüncü ayına giren kriz, karşılıklı ablukalarla belirtildi. Tahran, güvenli geçiş için gemilerden iki milyon dolara (1,73 milyon avro) kadar ücret aldığını açıkladı. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri'nin deniz ambargosu uyguladığı ve İran petrolü taşıyan gemileri geri çevirdiği kaydedildi. Şu ana kadar hiçbir tarafın belirleyici bir üstünlük elde edemediği belirtildi. Bazı İran gemilerinin ablukayı aşmayı başardığı, bazı Asyalı denizcilik şirketlerinin ise bu tür vergilerin uluslararası deniz hukukuna aykırı olmasına rağmen geçiş ücreti ödemeyi kabul ettiği aktarıldı. ABD ve İran arasındaki boğazın yeniden açılmasına yönelik müzakerelerin defalarca çıkmaza girdiği, bunun da bölgesel tırmanma riskini artırdığı vurgulandı. Pakistan'ın arabuluculuk çabalarına ve krizi sona erdirip boğazı açacak bir memorandum önerisine rağmen, hiçbir tarafın taviz vermeye hazır olmadığı kaydedildi. Gulf International Forum araştırma merkezi Direktörü Dania Tafer, ABD Başkanı Donald Trump'ın askeri eylem tehditlerinin beklenenin tersi bir etki yarattığını belirtti. Tafer, İranlıların bunu ABD'nin çatışmayı daha fazla tırmandırma iradesine sahip olmadığına dair bir işaret olarak yorumladığını aktardı. ABD Başkanı Trump'ın, yeni askeri eylemlerden kaçınması için ülke içinde ve dışında artan bir baskı altında olduğu bildirildi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez müttefiklerinin de onu itidalli olmaya çağırdığı vurgulandı. Artan petrol fiyatları ve enflasyonun, ABD seçimleri öncesinde ek siyasi baskı yarattığı belirtildi. Vaşington merkezli muhafazakar Savunma ve Demokrasi Vakfı analisti Miad Maleki'nin tahminlerine göre, İran'ın her gün yaklaşık 435 milyon dolar (375 milyon avro) ticari gelir kaybettiği, bunun neredeyse üçte ikisinin petrol ihracatından kaynaklandığı aktarıldı. Bu durumun, İran'ın kamu maliyesinin şimdiden on milyarlarca dolar zarara uğradığı anlamına geldiği belirtildi. Ayrıca, daha önceki ABD-İsrail saldırılarının yaklaşık 144 milyar dolarlık ek ekonomik zarara yol açtığı kaydedildi. Londra merkezli Kraliyet Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (RUSI) analisti Burcu Özçelik, İran'ın deniz trafiğine ve komşu Körfez ülkelerine yönelik saldırılarla belirli bir müzakere avantajı elde ettiğini, ancak kendi petrol ihracatının kesintiye uğraması nedeniyle şu anda ciddi şekilde zarar gördüğünü belirtti. Özçelik, DW'ye verdiği röportajda, 'Rejimin dayanıklılığına ilişkin iddialara rağmen, İran ekonomisi uzun süreli bir abluka karşısında dirençli değildir' sözleriyle vurguladı. Uzmanlar, hem Vaşington'un hem de Tahran'ın zamanın kendi lehlerine işlediğine inandığı tehlikeli bir bekleme oyununun söz konusu olduğunu belirtti. Ancak Körfez devletlerinin ekonomik risklere çok daha fazla maruz kaldığı vurgulandı. Bu nedenle, diplomatik bir çözüm için giderek daha güçlü bir baskı uyguladıkları kaydedildi. Birçok Körfez ülkesinin, ABD Başkanı Trump'ı yeni askeri saldırılardan vazgeçmeye ve müzakerelere daha fazla zaman tanımaya çağırdığı aktarıldı. Uzun süreli bir çatışmanın, ekonomilerini çeşitlendirme ve fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltma planlarını tehlikeye atabileceğini vurguladılar. Körfez devletlerinin iddialı sanayi ve turizm projelerine yüz milyarlarca dolar yatırım yaptığı kaydedildi. Pakistan'ın arabuluculuğundaki müzakerelerin yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler'in, İran'ın geçiş ücretleri ve deniz yolu üzerindeki kontrol talepleri olmaksızın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmaya yönelik ortak girişimini güçlü bir şekilde destekledikleri açıklandı. Uzmanların görüşüne göre, İran'ın savaşı sadece mevcut çatışma prizmasından değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki konumunu uzun vadede güçlendirme fırsatı olarak da gördüğü belirtildi. Tafer, Tahran'ın bölgesel düzeni kendi lehine değiştirmek ve Körfez'deki Amerikan etkisini azaltmak istediğini aktardı. Öte yandan Vaşington'un, Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması, İran'ın uranyum zenginleştirme programının durdurulması konusunda ısrar ettiği ve Tahran'dan önemli tavizler alınmadan yaptırımların hafifletilmesini reddettiği açıklandı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'ın uzlaşmaya istekli olmaması durumunda ABD'nin bir 'B planına' sahip olması gerektiğini belirtti. Özçelik ise, 'ABD'nin İran rejimini hemen teslim olmaya zorlayacağı 'sihirli bir hedef' olmadığını' kaydetti. Özçelik, 'Sivil altyapı hedef alınırsa, Tahran Körfez ülkelerine karşı çok daha şiddetli bir misilleme ile karşılık verebilir' sözleriyle vurguladı. Tahran'daki yetkililerin taviz vermeyeceklerini bildirdiği, halkın ise giderek ağırlaşan bir ekonomik durumla karşı karşıya olduğu aktarıldı. İran'da yıllık enflasyonun yüzde 54'ü aştığı, bazı gıda ürünlerinin fiyatlarının ise iki kattan fazla arttığı kaydedildi. Aynı zamanda, aylardır süren internet hizmeti kesintilerinin vatandaşların günlük yaşamını daha da zorlaştırdığı belirtildi. Tafer, 'Trump bu çatışmayı siyasi mirasının bir parçası olarak görürken, İranlılar bunu rejimin hayatta kalması ve ülkelerinin geleceği meselesi olarak algılamaktadır' sözleriyle belirtti.