Isı pompaları, daha verimli ve uzun vadede kârlı bir ısıtma yöntemi arayan hanelerin hesabında son yıllarda giderek daha sık yer alıyor. Ancak uzmanlar, bunun eski kazanın yerine basitçe takılıp hemen daha düşük faturalar getiren bir sistem olmadığı uyarısında bulunuyor. Isı pompasının gerçekten en yüksek verimi sağlaması için binanın iyi hazırlanması gerekiyor; başlangıç yatırımı da bir iki yılda geri dönmüyor.
Niš Makine Mühendisliği Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Goran Vučković, yaklaşık on yıldır dairesini ısıtmak için ısı pompası kullanıyor. Yeni ısıtma sezonu öncesinde sonuçların beklediğinden daha iyi olduğunu belirten Vučković, bunun yalnızca cihazın değil, tüm sistemin ve binanın özelliklerinin sonucu olduğunu vurguluyor.
Vučković, ısı pompasına geçmeyi düşünen hanelerin öncelikle binalarının böyle bir sistemin verimli çalışması için uygun koşullara sahip olup olmadığını kontrol etmesi gerektiğini söylüyor.
Niš'teki dairesinde yaklaşık 10 yıldır ısı pompası kullandığını belirten profesör, bu tercihi mesleki açıdan da doğru bulduğunu, öğrencilerine ısı pompalarını anlatan bir akademisyen olarak başka bir ısıtma yöntemi kullanmayı uygun görmediğini ifade ediyor. Kendi örneği üzerinden sistemin tüm olanaklarının en üst düzeyde kullanılıp kullanılamayacağını ve etkilerini görmek istediğini kaydeden Vučković, sonuçların beklentisinin üzerinde olduğunu aktarıyor.
Vučković'e göre işin anahtarı, evin veya dairenin iyi enerji özelliklerine sahip olması ve ısıtma sisteminin düşük sıcaklıklarda çalışmaya uygun olması.
Isı pompası kullanmayı düşünen herkesin binanın durumunu iyi değerlendirmesi, hatta binayı ısı pompası kullanımına iyi hazırlaması gerektiğini belirten profesör, bir noktada ısı pompasına karar verip pelet, yakacak odun, kömür ya da başka bir enerji kaynağıyla çalışan kazanı yalnızca ısı pompasıyla değiştirmenin çözüm olmadığı uyarısında bulunuyor.
Ona göre B veya daha yüksek enerji sınıfındaki binalar iyi ön koşullara sahip; A veya A+ binalar ise daha da elverişli.
Klasik yüksek sıcaklıklı radyatör ısıtması yerine yerden veya duvardan ısıtma sistemlerinin kullanılması da önem taşıyor.
Profesör, binanın B ya da üzeri, A veya A+ enerji sınıfında olması halinde ısı pompasını düşünmek için iyi ön koşullar bulunduğunu, ancak ısıtma sisteminin radyatörlü değil yerden veya duvar panelli olması, yani düşük sıcaklıklı ısıtmanın kullanılabilmesi gerektiğini söylüyor. Bu koşullar sağlandığında ısı pompasının en yüksek verimi verebileceğini belirtiyor.
Bu nedenle kararın yalnızca komşunun böyle bir sistem kurmuş olması ya da medyada avantajlarının duyulması üzerine verilmemesi gerektiğini tavsiye eden Vučković, somut bina için bir proje hazırlanması ve tüm koşulların kontrol edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Vatandaşların başlıca tereddütlerinden biri, daha yüksek başlangıç yatırımının ne kadar sürede kendini amorti etmeye başlayacağı. Vučković, hızlı bir geri dönüş beklenmemesi gerektiğini söylüyor.
Başlangıç yatırımının daha yüksek olduğunu ve bunun en baştan açıkça bilinmesi gerektiğini belirten profesör, yatırımın kendini amorti edebileceğini ancak bunun iki üç yıl sürmeyeceğini kaydediyor. Beş yıldan fazla, hatta bir iki yıl yerine yedi sekiz yıla doğru bir sürenin hesaplanması gerektiğini ifade eden Vučković, uzun vadede bunun bir çözüm olduğunu dile getiriyor.
Ancak finansal tasarruf bu sistemin tek faydası değil. Profesör özellikle konforu, yani ısıtma elemanının hemen yanında aşırı ısınma ya da dış duvar kenarında soğukluk hissedilmeden mekânda daha dengeli bir sıcaklığı öne çıkarıyor.
Isı pompası, klasik elektrikli kazanlar, ısıtıcılar veya ısınma için doğrudan elektrik kullanan diğer sistemlerden daha az elektrik tüketse de yine de aylık toplam faturayı etkileyen bir tüketici konumunda.
Profesör, hanelerin toplam elektrik tüketimine ve tarife dilimlerine dikkat etmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.
Kırmızı dilime girme sınırının 1.600 kilovat-saatten 1.200 kilovat-saate indirildiğini hatırlatan Vučković, bu en yüksek dilime girilmemesine dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Isı pompasının az elektrik tükettiğini, depolamalı elektrikli soba, kuvars ısıtıcı veya elektrikli kazandan daha az tükettiğini, ancak yine de bir miktar elektrik kullandığını ve bu elektriğin hanedeki diğer tüketicilerle toplandığını anlatıyor. Bu nedenle yeşil dilimden maviye ya da maviden kırmızıya daha hızlı geçilebileceğini ve faturaların çok yüksek hale gelebileceğini ifade ediyor.
Bu yüzden ekipman satın alınmadan önce binanın enerji ihtiyacının projelendirilmesi ve değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Isı pompalarının avantajlarından biri de aynı sistemin yaz aylarında mekânı soğutmak için kullanılabilmesi. Ancak burada da verimlilik, binanın ihtiyaçlarına ve sistemin çalışması gereken sıcaklıklara bağlı.
Soğutma deneyimlerinin de olumlu olduğunu belirten profesör, ısı pompasıyla soğutma da yapılabildiğini, bunun yıl boyunca kullanılabilmesini sağlayan avantajlardan biri olduğunu söylüyor. Ancak işin özünün soğutma ve ısıtma ihtiyacının düşük olması olduğunu vurguluyor.
Sistemin en verimli haline, kışın suyun çok yüksek sıcaklıklara ısıtılmak zorunda kalmadığı, yazın da aşırı soğutulmadığı durumda ulaşıldığını açıklıyor.
Kış döneminde sıcaklıkların mümkün olduğunca düşük, ısı pompası için 30-32 derece olması, yaz döneminde ise bu sıcaklıkların 19, en az 18 derece olması gerektiğini belirten Vučković, böylece tam konforla ısınılabileceğini ve sistemin tüm avantajlarından yararlanılabileceğini sözlerine ekliyor.
Ona göre bina ne kadar enerji verimliyse, bu çalışma biçimini daha az enerji tüketimi ve daha yüksek konforla yakalamak o kadar kolay.
Bu nedenle vatandaşlara temel tavsiyesi, ısı pompasını yüksek faturalar sorununu tek başına çözecek bir cihaz olarak görmemeleri; yalıtım, ısıtma elemanları, gereken su sıcaklığı ve toplam elektrik tüketimine bağlı olarak kârlılığı değişen, evin ya da dairenin tüm enerji sisteminin bir parçası olarak değerlendirmeleri yönünde.